Molla Sadrâ’nın Bakış Açısıyla İnsan ve Allah Arasındaki Aşk
Molla Sadrâ’nın aşk anlayışı, insan ile Allah arasındaki derin sevgi bağını ele alıyor.
Kur’ân-ı Kerîm’de, Allah’ın insanlara ve bazı insanların da Allah’a olan sevgisi sıkça vurgulanmaktadır. Molla Sadrâ, aşkı “lâyık olanla mutluluk duyma” olarak tanımlayarak, aşkın gerçek anlamının Allah’ta bulunduğuna inanır. Ona göre, aşk kelimesinin Allah dışındaki varlıklara uygulanması mecazdır. Her mümkün varlık, ilâhî kemâlin bir yansımasıdır ve Allah’ın kendi Zât’ına duyduğu aşk, tüm mümkün varlıklara yönelik bir sevgidir. Ancak, mümkün varlıkların Allah’a olan yakınlıkları, aralarındaki perdelerin yoğunluğu veya azlığına bağlı olarak farklılık gösterir. İnsan, iman ve salih amellerle kalbindeki perdeleri kaldırarak Allah’a daha yakınlaşabilir ve O’nun sevgisinden daha fazla nasiplenebilir.
Kur’ân’da “hubb: sevgi” kelimesinin birçok türevi bulunmaktadır. Bazı ayetler, Allah’ın güzel sıfatlara sahip insanlara olan sevgisini dile getirirken, diğerleri ise çirkin niteliklere sahip olanlara duyduğu sevgisizliği ifade eder. Ayrıca, insanlardan bazıları Allah’a olan sevgilerini belirtirken, diğer ayetler ise Allah ile bazı insanlar arasındaki karşılıklı sevgiyi anlatmaktadır. İslâm düşünürleri, bu ayetleri kendi perspektiflerinden yorumlamış ve farklı anlayışlar geliştirmişlerdir. Çoğu mütekellim, muhabbeti irade olarak tanımlarken, Fârâbî ve İbn Sînâ gibi filozoflar ise aşkı, hayrın idraki olarak yorumlamışlardır.
İslâm irfanında aşk, varlığın özüdür. İbn Arabî ve takipçileri, aşkın gerçek anlamının Allah olduğunu savunurlar. Çünkü O’ndan başka bir varlık yoktur ve tüm evren O’nun tezahürleridir. Bu nedenle aşk, hem ilâhî hem de kâinatta var olan bir gerçekliktir. Aşkın iki boyutu vardır: Bir yanda Allah’ın varlıklarda tecelli etme arzusu, diğer yanda ise varlıkların Allah’a olan aşkıdır. Bu durum, Allah’ın hem âşık hem de maşûk olduğu anlamına gelir.
Molla Sadrâ, aşkı “lâyık olan şey karşısında hissedilen mutluluk” olarak tanımlamıştır. Varlıkların mertebeleri arasında güzelliği idrak etmekten kaynaklanan haz ve sevinç, Allah’a olan aşkın en yüksek mertebesidir. Molla Sadrâ, aşkın hakikatinin Allah’ta olduğunu ve O’ndan başkasına mecazî olarak atfedilebileceğini belirtir. Aşk, tüm varlıkların temelinde yatan bir gerçektir ve bu nedenle Allah’ın varlığı, aşkın en yüksek mertebesidir.
Molla Sadrâ’nın aşk anlayışı, Kur’ân’daki aşk ile ilgili ayetlerin tefsirinde kendine özgü felsefi ilkeleriyle şekillenmiştir. Bu makale, Molla Sadrâ’nın aşk hakkındaki Kur’ân ayetlerini incelemektedir. Molla Sadrâ, “hubb: sevgi” ve “aşk” kelimelerini genellikle aynı anlamda kullanmaktadır. Aşk, hem insanlara hem de Allah’a ait bir kavramdır ve bu nedenle aşkın tanımı, yalnızca ona sahip olan kişiler tarafından anlaşılabilir.
İnsanların Allah’a olan sevgisi, iman ve salih amellerle güçlenir. Molla Sadrâ, Allah’ın bazı kullarına olan sevgisinin, onların kalplerindeki perdelerin kaldırılmasıyla ilgili olduğunu belirtir. Bu nedenle, Allah’a yaklaşmak için nâfile ibadetler yapmak ve kalbi arındırmak önemlidir. Allah’ın sevgisi, her türlü noksanlıktan uzaktır ve bu nedenle Molla Sadrâ, Allah’ın sevgisinin, kullarının güzel ahlakı ve nitelikleri nedeniyle oluştuğunu ifade eder.
Sonuç olarak, Molla Sadrâ, aşkın, varlıkların tamamına sirâyet eden tek bir anlam ve hakikate sahip olduğunu belirtir. İnsanlar, aşkı ve muhabbeti Allah’a atfedebilirler. Mümkin varlıklar, Allah’ın çeşitli tezahürleridir ve insan, bu tezahürlerin en şereflisidir. Molla Sadrâ, insanın Allah’a olan aşkının, ilâhî yakınlık ve velâyet mertebesine ulaşmasıyla gerçekleştiğini ifade eder. Bu nedenle, insanın Allah’a olan aşkı, onun kemâli ve ilâhî yakınlığı ile doğrudan ilişkilidir.




