Cezayir’in Nijer hamlesi: Sahel’de yeni strateji

Cezayir’in Nijer hamlesi, sınır güvenliği, enerji koridorları ve Sahel’deki güç dengeleri açısından ülkenin yeni stratejik yaklaşımını ortaya koyuyor.

Cezayirli gazeteci Selim Buzudi, el-Meyadin gazetesindeki köşe yazısında Cezayir ile Nijer arasındaki son gelişmeleri ve Cezayir’in Nijer hamlesinin olası sonuçlarını değerlendirdi. Buzudi, yaşananların Cezayir’in uzun yıllardır benimsediği askeri yaklaşım bakımından dikkat çekici bir değişime işaret ettiğini belirtti.

Cezayir ordusuna ait dört Sukhoi savaş uçağının Nijer hava sahasında görülmesini alışılmış doktrinin ötesinde bir gelişme olarak nitelendiren Buzudi, Cezayirli asker ve subayların Niamey’deki askeri yönetimle aynı sahada açık biçimde yer almasının da ayrıca önem taşıdığını kaydetti. Cezayir Savunma Bakanlığı, söz konusu görevin Nijer Askeri Konsey Başkanı Abdourahamane Tchiani’nin resmi yardım talebi üzerine Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un verdiği talimat doğrultusunda gerçekleştirildiğini bildirdi.

Buzudi’ye göre Cezayir’in bu adımı, yalnızca Nijer’deki mevcut krizle sınırlı şekilde ele alınamaz. Libya’da NATO müdahalesinin ardından ortaya çıkan istikrarsızlık ve bunun Cezayir’in güvenliği üzerindeki etkileri, ülkenin Sahel’deki gelişmelere daha yakından müdahil olmasının arka planını oluşturuyor.

Güvenlik ve ekonomik bağlar

Cezayir’in Nijer hamlesini değerlendiren Buzudi, askeri desteğin bölgesel ve küresel gelişmelerle birlikte okunması gerektiğini savundu. Libya krizinin ardından Fransa’nın Sahel’de, özellikle Mali’de yürüttüğü faaliyetler, Ukrayna savaşı ve Aksa Tufanı sonrasında uluslararası sistemde yaşanan sarsıntılar ile IŞİD bağlantılı örgütlerin Afrika’daki etkinliği, Cezayir’in ulusal güvenlik anlayışını yeniden gözden geçirmesine yol açan unsurlar arasında gösterildi.

Nijer sınırı, Cezayir açısından yalnızca geniş ve denetimi güç bir çöl hattı anlamına gelmiyor. Sınır bölgesi, terör tehdidi, enerji ve ticaret güzergâhları ile bölgedeki toplumsal bağların kesiştiği stratejik bir alan niteliği taşıyor. Sahel kuşağındaki güvenlik riskleri, Cezayir ordusunu sürekli hazırlık halinde tutarken, Nijerya-Nijer-Cezayir Trans-Sahra Doğal Gaz Boru Hattı projesi de ülkenin Avrupa enerji piyasasındaki önemini artırabilecek bir unsur olarak öne çıkıyor.

Kuzeydeki Akdeniz limanlarını güneydeki bölgelere bağlamayı amaçlayan kara yolu ve demir yolu projeleri de Cezayir’in Sahra Altı Afrika pazarlarına erişimini kolaylaştırmayı hedefliyor. Bunun yanı sıra Cezayir’in güneyiyle Sahel arasında bulunan kabilevi, etnik ve sosyal bağlar, bölge ülkelerindeki yönetimler değişse bile kalıcı bir toplumsal zemin oluşturuyor. Cezayir’in Nijer, Mali, Çad ve Burkina Faso kaynaklı göç hareketlerine uzun süredir dengeli yaklaşması da bu bağlamda değerlendiriliyor.

Dış müdahale kaygısı

Buzudi, Cezayir yönetiminin Sahel’deki gelişmeleri münferit iç karışıklıklar olarak görmediğini belirtti. Libya’daki bölünme, Somali’deki parçalanma ve Sudan’da yaşanan vekâlet mücadelesi, Cezayir açısından bölgesel krizlerin dış aktörlerin müdahalesiyle büyüyebileceği yönündeki endişeleri güçlendirdi.

Yazıda, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Sahel’deki ekonomik faaliyetleri, insani yardım girişimleri ve yatırımları da Cezayirli güvenlik çevrelerinin dikkatle izlediği gelişmeler arasında gösterildi. Buzudi, Cumhurbaşkanı Tebbun yönetiminin bu adımları, bölgede istikrarsızlık oluşturarak yeni nüfuz alanları açma arayışının bir parçası şeklinde değerlendirdiğini aktardı.

Sahel’de değişen güç dengesi

Nijer’de Tchiani yönetimine yönelik isyan girişiminin bastırılmasında Rusya’nın Afrika Kolordusu unsurlarının rol alması, Sahel’in küresel güç rekabetindeki konumunu daha da belirginleştirdi. Buzudi, Cezayir’in Moskova ile tarihsel ve stratejik ilişkilerine rağmen sınırlarının hemen ötesindeki kritik gelişmelerde inisiyatifi tamamen yabancı aktörlere bırakmak istemediğini ifade etti.

Cezayir’in bölgeye hızlı erişim sağlayabilecek lojistik kapasiteye ve yerel topluluklar nezdinde dış aktörlerden farklı bir toplumsal konuma sahip olduğu savunuldu. Moskova, Pekin, Ankara, Tahran ve Riyad ile ilişkilerini sürdüren Cezayir’in, Sahel’de çok merkezli bir denge unsuru olarak hareket etmeye çalıştığı belirtildi.

Buzudi’nin değerlendirmesine göre tüm bu gelişmeler, Cezayir’in savunma anlayışında da dönüşüm yaşandığını gösteriyor. Ülkenin, tehditlerin sınırlarına ulaşmasını bekleyen pasif bir savunma modeli yerine, krizleri kaynağında sınırlamayı ve caydırıcılığı sınır ötesinde göstermeyi öne çıkaran daha proaktif bir çizgiye yöneldiği görülüyor. Cezayir hava unsurlarının Nijer’de görev alması da bu yeni yaklaşımın en görünür işaretlerinden biri olarak değerlendiriliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu