Almanya’daki Türklerin Kimlik Erozyonu Tartışması

Almanya’daki Türklerin kimlik erozyonu, Türkiye kökenli siyasetçilerin yükselişi ve entegrasyonla asimilasyon arasındaki fark üzerinden tartışılıyor.

Almanya’nın çeşitli eyaletlerinde uzun yıllar yaşadıktan sonra Türkiye’ye dönen yazar, ülkedeki sosyopolitik gelişmeleri izlemeyi sürdürdüğünü belirterek Türkiye kökenli toplumun siyasi görünürlüğündeki artışı değerlendirdi. 1960’lı yıllarda Almanya’ya çalışmak amacıyla giden ilk kuşağın torunları bugün Federal Meclis’te, eyalet parlamentolarında ve yerel yönetimlerde önemli görevler üstleniyor.

Bu tablo, çoğu zaman göçmen toplumun toplumsal hayata katılımının ve siyasi kabulünün göstergesi olarak yorumlanıyor. Ancak yazara göre, Türkiye kökenli bazı siyasetçilerin kariyerleri ilerledikçe Türk-İslam kimlikleriyle ve kültürel kökleriyle mesafelerinin arttığı görülüyor. Bu yaklaşım, Almanya’daki Türklerin kimlik erozyonu tartışmasının temel başlıklarından biri olarak öne çıkarılıyor.

Yazıda örnek gösterilen isimlerden biri, Yeşiller Partisi’nden Cem Özdemir. Baden-Württemberg siyasetinde üst düzey görevler üstlenen Özdemir’in kendisini “kültürel Müslüman” veya “seküler Müslüman” şeklinde tanımlaması, yazar tarafından İslam’ın toplumsal ve ahlaki boyutlarından uzaklaşmanın göstergesi olarak değerlendiriliyor. Metinde ayrıca Özdemir’in 2014 yılında Alman Bira Üreticileri Birliği tarafından “Yılın Bira Elçisi” seçildiği hatırlatılıyor.

Türkiye kökenli siyasetçiler farklı partilerde görev yapıyor

Almanya siyasetinde Türkiye kökenli isimler yalnızca tek bir siyasi çizgide yer almıyor. Federal, eyalet ve belediye düzeylerinde Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller, Hristiyan Demokrat Birlik, Sol Parti ve Almanya İçin Alternatif gibi farklı partilerde görev yapan siyasetçiler bulunuyor.

SPD’li Aydan Özoğuz, Almanya’nın Türkiye kökenli ilk federal devlet bakanı olarak görev yaptı ve 2021-2025 döneminde Federal Meclis Başkan Vekilliği görevini yürüttü. CDU’lu Serap Güler ise Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti’nde uyum alanında görev aldıktan sonra Federal Meclis’e seçildi. Güler’in 2025’ten itibaren Federal Dışişleri Bakanlığı’nda devlet bakanı olarak görev yaptığı aktarılıyor.

Yeşiller Partisi milletvekili Filiz Polat, insan hakları ve göç politikaları alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan isimler arasında gösteriliyor. Yerel siyasette ise Belit Onay’ın 2019’da Hannover Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesi, Türkiye kökenli bir siyasetçinin önemli bir eyalet başkentinin yönetimini üstlenmesi bakımından dikkat çekiyor. Sol Parti’den Cansu Özdemir de Hamburg Eyalet Parlamentosu’ndaki çalışmalarıyla tanınıyor.

Federal Meclis’te dönemlere göre yaklaşık 18-20 Türkiye kökenli milletvekilinin görev yaptığı belirtiliyor. Bu isimler arasında SPD’den Derya Türk-Nachbaur, Macit Karaahmetoğlu, Mahmut Özdemir, Hakan Demir ve Metin Hakverdi; Sol Parti’den Gökay Akbulut ve Ferat Ali Koçak; CDU/CSU’dan ise Serap Güler ve Hülya Düber yer alıyor. Yazıda, göçmen karşıtı söylemleriyle bilinen AfD içinde de Türkiye kökenli bazı kişilerin bulunduğu ifade ediliyor.

Entegrasyon mu, asimilasyon mu?

Yazının merkezindeki tartışma, siyasi yükselişin entegrasyonun doğal sonucu mu yoksa asimilasyonun göstergesi mi olduğu sorusuna dayanıyor. Metinde entegrasyon, kişinin dilini, dinini, tarihini ve kültürel kimliğini koruyarak yaşadığı ülkenin hukukuna uyması ve toplumsal yaşama katkı sunması şeklinde tanımlanıyor. Asimilasyon ise baskın kültürün etkisiyle kişinin kendi değerlerinden ve aidiyetlerinden uzaklaşması olarak açıklanıyor.

Yazar, 1980’li yıllarda kaleme aldığı bir çalışmada Almanya’nın uyum politikalarının, eğitimli ve Almancaya hâkim Türkiye kökenli toplumu zaman içinde kültürel açıdan dönüştürmeyi hedeflediğini savunduğunu aktarıyor. Bugün gelinen noktada bazı siyasetçilerin tutumunun entegrasyon sınırlarını aştığını ve kimlik erozyonuna dönüştüğünü ileri sürüyor.

Almanya’da görev üstlenen tüm siyasetçilerin, kökenleri veya inançları ne olursa olsun, Federal Anayasa’ya bağlılık göstermesi ve ülkenin çıkarlarını gözetmesi hukuki bir zorunluluk olarak değerlendiriliyor. Ancak yazara göre asıl sorun, Türkiye kökenli siyasetçilerin İslam karşıtlığı, Müslümanlara yönelik ayrımcılık, camilere yönelik saldırılar ve aile yapısına ilişkin tartışmalarda yeterince güçlü tepki göstermemesi.

Metinde ayrıca bazı siyasetçilerin seküler sosyal politikaları savunurken kendi toplumlarının dini ve kültürel hassasiyetlerinden uzaklaştığı iddia ediliyor. Bu durum; LGBT politikaları, dini eğitimin kapsamı, kutsallara yönelik yaklaşımlar ve küresel sosyal politikalar üzerinden eleştiriliyor. Yazar, Türkçe isim taşıyan ancak kültürel ve siyasi açıdan Alman toplumuna tamamen uyum sağlamayı kariyerin ön şartı olarak gören bir siyasetçi profilinin oluştuğunu savunuyor.

Sonuç bölümünde, Almanya’daki Türk toplumunun siyasi temsilinin önemli olduğu vurgulanırken temsilcilerin kendi kültürel ve dini bağlarından kopmasının ciddi bir kayıp olduğu ileri sürülüyor. Yazara göre gelecek kuşakların hem Müslüman kimliklerini koruması hem de yaşadıkları ülkelerde etkili biçimde söz sahibi olması, kimlik bilincini güçlendiren yeni bir siyasi anlayışın geliştirilmesine bağlı.

Prof. Dr. Ali Seyyar imzalı yazıda, Türkiye’nin yurt dışında yaşayan vatandaşlarına yönelik politikalarının da bu sosyolojik sonuçlar dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi gerektiği görüşü dile getiriliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu