Türkiye ekonomisi: Yılmaz’dan dayanıklılık mesajı
Cevdet Yılmaz, Türkiye ekonomisinin küresel belirsizliklere rağmen dayanıklı olduğunu belirterek 2026’da milli gelirin 1,8 trilyon doları aşacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, FIRATSİFED’in ev sahipliğinde TÜRKONFED tarafından Elazığ’da düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi’nde iş dünyası temsilcilerine hitap etti. “Kalıcı Belirsizlik Çağında Ekonomik Dayanıklılık” başlıklı toplantıda Yılmaz; Orta Vadeli Program, enflasyonla mücadele, enerji arz güvenliği, teknoloji yatırımları ve bölgesel kalkınma gündemini değerlendirdi.
Küresel ekonomide belirsizliklerin geçici bir durum olmaktan çıktığını belirten Yılmaz, asıl önceliğin bu ortamda sürdürülebilir büyümeyi sağlayacak politikalar geliştirmek olduğunu söyledi. Ekonomik dayanıklılığın yalnızca krizlere karşı direnmek anlamına gelmediğini ifade eden Yılmaz, bu kavramı dönüşümü yönetme, fırsatları değerlendirme ve uzun vadeli refah üretme kapasitesi olarak tanımladı.
Jeopolitik gerilimler, tedarik zincirlerindeki aksamalar, enerji ve gıda arzına ilişkin riskler, iklim değişikliği, teknolojik dönüşüm ve küresel finansal dalgalanmaların aynı dönemde ekonomileri etkilediğine dikkati çeken Yılmaz, Türkiye ekonomisinin bu koşullara rağmen dayanıklılığını koruduğunu belirtti.
Büyüme ve gelir beklentileri
Türkiye ekonomisinin 2025’te yüzde 3,7 büyüdüğünü aktaran Yılmaz, 2026 yılı büyüme beklentisinin yüzde 3,3 olduğunu açıkladı. Orta Vadeli Program döneminde büyümenin kademeli biçimde güçlenerek 2029’da yüzde 5 seviyesine ulaşmasının öngörüldüğünü kaydetti.
Enflasyonun Ağustos 2026 itibarıyla yüzde 31,5 düzeyinde bulunduğunu belirten Yılmaz, bölgedeki jeopolitik gelişmelerin hedeflerin üzerinde bir görünüm oluşmasına yol açtığını söyledi. Para, maliye ve gelirler politikalarının eş güdüm içinde uygulanmasıyla enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere indirileceğini ifade etti.
Yılmaz, 2026 yılında milli gelirin 1,8 trilyon doları, kişi başına gelirin ise yaklaşık 20 bin doları aşmasının beklendiğini bildirdi. Bu öngörülerin eylül ayında açıklanan Orta Vadeli Program’daki hedeflerle uyumlu olduğunu belirtti.
Ekonomik güvenlik ve enerji dönüşümü
Ekonomik güvenlik ve dayanıklılığın gelecek dönemin temel başlıkları arasında yer alacağını söyleyen Yılmaz, bu yaklaşımın 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programa yansıtıldığını belirtti. Kritik alanlarda dışa bağımlılığın azaltılması, stratejik kapasitenin geliştirilmesi ve ekonominin çoklu şoklara karşı güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Dayanıklılık ile dışa açıklık, güvenlik ile rekabetçilik arasında doğru dengeyi kuran ekonomilerin öne çıkacağını dile getiren Yılmaz, enerji ve doğal kaynaklarda arz güvenliğinin ekonomi politikalarının önemli unsurlarından biri olduğunu ifade etti. Yerli kaynakların ekonomiye kazandırılması, kaynak çeşitliliğinin artırılması ve depolama kapasitesinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Enerji dönüşümünü yalnızca çevre politikası olarak görmediklerini, bunun aynı zamanda bir rekabetçilik politikası olduğunu belirten Yılmaz; düşük karbonlu üretim, enerji verimliliği ve temiz teknoloji yatırımlarının küresel değer zincirlerinde belirleyici hale geleceğini kaydetti. Yeşil dönüşümün cari açığın azaltılmasına ve makroekonomik istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacağını ifade eden Yılmaz, COP31’in bu yaklaşımın uluslararası alanda ortaya konulması açısından önemli bir fırsat sunduğunu söyledi.
Teknoloji, ticaret ve bölgesel kalkınma
Teknolojik kapasitenin ekonomik güvenliğin temel unsurlarından biri olduğunu belirten Yılmaz, savunma sanayisi, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zekâ alanlarında araştırma-geliştirme ile üretim kapasitesinin artırılacağını açıkladı. Yapay zekâ, ileri malzemeler, robotik, biyoteknoloji, enerji depolama ve yeni nesil ulaşım teknolojilerini öncelikli alanlar arasında sıraladı.
Hedefin yalnızca üretim miktarını artırmak olmadığını vurgulayan Yılmaz, daha verimli, yenilikçi, yüksek katma değerli ve rekabetçi bir üretim yapısına geçilmesi gerektiğini söyledi. Sanayinin dönüşümünün hızlandırılacağını belirtti.
Türkiye’nin dış ticaret ve tedarik zincirlerinde çeşitliliği artırması gerektiğini ifade eden Yılmaz, tek bir pazara, ürüne veya tedarikçiye aşırı bağımlılığın risk taşıdığını dile getirdi. Geleneksel ihracat pazarlarının korunmasının yanı sıra yeni ürün ve pazarlara yönelmenin önemine işaret eden Yılmaz, Zengezur-Orta Koridor, Kalkınma Yolu ve Tarihi Hicaz Demiryolu güzergâhlarının stratejik bağlantısallık açısından önem taşıdığını kaydetti.
Bölgesel kalkınma kapsamında “Terörsüz Türkiye” hedefini de değerlendiren Yılmaz, terörün son 40 yılda Türkiye ekonomisine doğrudan ve dolaylı maliyetinin en az 2,3 trilyon dolar olduğunu söyledi. Güvenlik maliyetleri ve belirsizliklerin azalmasıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yatırım, üretim, istihdam ve girişimciliğin güçlenmesini beklediklerini belirtti.
Ekonomik dayanıklılığı yalnızca krizlere karşı koyma becerisiyle sınırlamadıklarını belirten Yılmaz, amaçlarının küresel şoklar karşısında üretmeye, yatırım yapmaya ve büyümeye devam edebilen esnek bir yapı kurmak olduğunu söyledi. Ortaya çıkan yeni fırsatların hızlı biçimde değerlendirilebilmesi gerektiğini de vurguladı.
KOBİ’lerin bu dönüşümde stratejik bir konuma sahip olduğunu ifade eden Yılmaz, işletmelerin finansmana erişim, dijitalleşme, kurumsal kapasite ve nitelikli insan kaynağı bakımından desteklenmesinin ekonomik dayanıklılığı doğrudan güçlendireceğini kaydetti.
Konuşmasının sonunda ekonomik dayanıklılığın üretim ve finansal kapasitenin yanı sıra nitelikli insan kaynağı, demografik yapı, güvenli şehirler ve toplumsal refahı da kapsadığını belirten Yılmaz, Türkiye’nin mevcut belirsizlikleri aşacak deneyime ve gelecekteki fırsatları değerlendirecek güce sahip olduğunu söyledi.


