İran’ı Kim Yönetiyor? Siyasi Kriz ve Gelecek Senaryoları
İran’da yönetim sorunu, 2025 sonrası gelişmelerle derinleşiyor. Kriz ve siyasi belirsizlikler üzerine analiz.
İran’da ‘kimin yönettiği’ sorusu, son iki yılda giderek artan bir önem kazanmış durumda. Bu mesele, sadece 28 Şubat’ta Amerika ve İsrail’in Tahran’a yönelik başlattığı saldırıların ardından değil, aynı zamanda İran Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Laricani’nin öldürülmesiyle de gündeme gelmiştir. Ancak bu sorun, Laricani’nin 2025’te ülkeyi yönetmeye başlamasıyla birlikte daha da belirgin hale gelmiştir. Bu durum, yönetim sisteminin içindeki karmaşık sorunlar yumağını gözler önüne sermektedir.
2025 Haziran saldırılarının ardından, İran yönetimi bu sorunu çözme konusunda halkın meşruiyetine başvurmaktan kaçınarak, Laricani’yi ‘fiili lider’ olarak konumlandırmıştır. Pezeşkiyan’ın liderliğinde yapılan seçimler, toplumda yeterli bir meşruiyet yaratamamıştır. Seçimlerde elde edilen düşük katılım ve oy oranları, yönetim krizinin boyutlarını göstermektedir. Eğer Pezeşkiyan’ın rakibi olan Said Celili, Laricani’nin yerine atanırsa, yönetim karmaşası daha da derinleşecektir.
İran’daki mevcut yönetim, Veli-yi Fakih’in başında olduğu bir sistemde, neden fiili bir yöneticinin varlığına ihtiyaç duyulduğunu sorgulamaktadır. Askeri vesayet düzeninin, ülkeyi yönetme yeteneği giderek azalmaktadır. Karmaşık yapılar ve paralel güçlerin, sıcak savaş ve kriz anlarında etkili bir savunma mekanizması oluşturamadığı görülmektedir. İran’ın asıl mücadelesi, 90 milyonluk nüfusunu yönetmekte yatmaktadır.
İran’da ‘muhafazakârlar’ ve ‘reformcular’ arasındaki ayrım, sistemin içindeki imtiyazlı grupların kendi çıkarlarını koruma çabalarıyla, halkın yönetilmesi gereken sorunlarına çözüm arayanlar arasında bir gerilim yaratmaktadır. Laricani, yönetilmesi gereken sorunların peşindeyken, imtiyazlarını korumaya çalışanlar güvenlik, rant ekonomisi ve yargı üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmaktadır. Bu durum, halk ile yönetenler arasındaki ilişkinin zamanla kopmasına yol açmıştır.
Gölge Liderlik ve Sistemik Tıkanma
Son yıllarda, sistemin tıkanması ve iktidar matrisindeki bazı isimlerle yaşanan sıkışıklık, İran’daki siyasi gerçeklerin anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Dışarıdan bakanların, seçilmemiş isimler üzerinden İran’ın politikalarına anlam yüklemeye çalışması, bu durumu daha da karmaşık hale getirmektedir. İran’da asıl irade arayışı, ‘Gölge Komutan’ gibi gizemli sıfatlarla sürdürülmektedir.
İran’ın bölgesel güç dengelerini yönetme yeteneği, Laricani gibi isimler üzerinden sağlanmaya çalışılmaktadır. Ancak, bu isimlerin öne çıkması, sistemin içindeki tıkanmanın bir yansımasıdır. Ne Riyad-Tahran ilişkileri ne de nükleer dosyada kalıcı bir adım atılabilmiştir. Vekalet savaşlarına yapılan yatırımlar, Tahran açısından kalıcı sonuçlar doğurmamakta, aksine kayıplara yol açmaktadır.
28 Şubat: İran Siyasetinde Tarihsel Kırılma
28 Şubat, İran siyasi tarihinde önemli bir kırılma noktasıdır. Bu tarih, İran’ın uluslararası ve bölgesel izolasyonunu yönetme yeteneğini kaybettiği bir dönemi simgelemektedir. 28 Şubat öncesinde İran, bu sorunları yönetebilme kapasitesine sahipti. Ancak bu tarih, İran’ın geçmişteki krizlerini tamamlayacak bir dönüm noktası olabilir.
İran’da değişimin kaçınılmaz olduğu gerçeği, mevcut yönetim sisteminin sürdürülebilirliğini sorgulatmaktadır. Batı’nın ve bölgesel aktörlerin İran’daki yönetimle ilgili ilgileri, sadece kendileriyle olan ilişkiler üzerinedir. Bu durum, İran’ın gelecekteki tercihlerini belirleyecek bir noktadır.
İran, mevcut kriz ortamında, merkezi bir siyasi iradenin yokluğunda büyük zorluklarla karşı karşıyadır. Savaşın sona ermesi, İran’ın yönetim sorununu çözmek için yeterli olmayacaktır. Ülkenin yönetiminde bir boşluk bulunmasına rağmen, halkın güvenini kazanacak bir irade ortaya çıkmamaktadır.
İran’ın, savaşı yönetilebilir bir maliyetle bitirebilmesi ve ardından ekonomisini yeniden inşa etmesi için, güçlü bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır. Bu irade, mevcut kadroların ötesinde bir liderlik anlayışı gerektirmektedir. Tahran, geçmişteki liderlik deneyimlerinden faydalanarak, yeni bir arayışa girebilir.
Sonuç olarak, İran’ın içinde bulunduğu krizden çıkışı, ancak seçilmiş bir iradenin ortaya çıkmasıyla mümkün olacaktır. Bu durum, sadece İran için değil, bölgedeki diğer ülkeler için de kritik bir öneme sahiptir.




