Kıyamet Günü: Herkes Allah’a Boyun Eğmiştir
Kıyamet gününde herkes Allah’a boyun eğecek, zulüm görenler hüsrana uğrayacaktır.
Kıyamet gününde bütün yüzler, diri ve her şeyi yöneten Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm görenler ise hüsrana uğramıştır. Kim mümin olarak salih ameller işlerse, ne zulümden korkar ne de haksızlığa uğramaktan endişe duyar. (Taha: 111-112)
Kıyamet günü, tüm varlıklar, ebedi ve her şeyi yöneten Allah’a teslim olacak. O gün zulümle gelenler, büyük bir kayba uğrayacak ve umutsuzluğa düşecektir. Çünkü o günde Allah, her hak sahibinin hakkını zalimlerden alıp kendisine verecektir.
İnsanlar, Hayy ve Kayyûm olan, varlığı kendisinden olan ve kullarını gözeten Allah’ın önünde boyun bükerek itaat edecek, küçüklüğünü kabul edecektir. O gün zulme uğramış olanlar, her şeylerini kaybetmiş ve Allah’tan ümit keserek yok olup gidecektir.
O atmosferde, mümin olan ve salih ameller işleyenler, yaratılışlarına uygun bir hayat sürmüş, Allah’ın rızasını kazanmışlarsa, ne zulümden korkacaklar ne de yaptıklarının zayi olmasından endişe duyacaklardır. Yani, Allah’ın istediği salih amelleri gerçekleştirenler, kesinlikle bilmelidir ki, Allah onlara zalimce muamelede bulunmayacak, yaptıklarının karşılığını kat kat verecek ve hiçbir şeylerini eksiltmeyecektir.
BASAİRUL KUR’AN
İşte Zemahşerî’nin bu iki ayet üzerindeki temel tahlilleri:
111. Ayet: “Bütün yüzler, Hayy ve Kayyûm olana boyun eğmiştir…”
Zemahşerî, burada “yüz” ifadesinin insan onurunu ve şahsiyetini temsil ettiğini belirtir. “Anet” (boyun eğmek) fiili üzerinde durarak şu noktaları vurgular:
Zillet ve Teslimiyet: Kıyamet günü en kibirli yüzler bile O’nun karşısında eğilecektir.
İstiare: Zemahşerî’ye göre yüzlerin eğilmesi, kalplerdeki korkunun ve itaat arzusunun dışa vurumudur.
“Hayy ve Kayyûm” İsimleri
Hayy: Ölmeyen, hayatın kaynağı.
Kayyûm: Mahlukatın işlerini yürüten, onları varlıkta tutan. Zemahşerî, bu isimlerin seçilmesinin sebebini, o gün hüküm verecek olanın kudretinin sürekliliğini ve otoritesinin sarsılmazlığını vurgulamak olarak açıklar.
“Zulüm Yüklenen Hüsrana Uğramıştır”
Zemahşerî, “zulmü” genellikle “şirk” veya “başkalarının hakkını gasp etmek” olarak tanımlar. “Yüklenmek” tabiri, günahın ağırlığını ve o günahla haşrolmanın verdiği utancı temsil eder.
Zemahşerî 112. ayeti, önceki ayetteki “bedbahtlık” tablosunun zıttı olarak “mutluluk” (saadet) tablosu şeklinde sunar.
İman ve Amel İlişkisi
Zemahşerî’ye göre ayetteki “mümin olarak” (ve hüve mü’minun) kaydı çok kritiktir:
Amellerin Allah katında kabul görmesi için imanın şart olduğunu vurgular.
“Salih ameller” ifadesindeki “min” (bazı/bir kısmı) edatına dikkat çeker; yani kişi tüm salih amelleri yapamasa bile, gücü yettiğince yaptığı amellerin karşılıksız kalmayacağını belirtir.
“Zulüm” ve “Hatm” (Eksiltme) Arasındaki Fark
Zemahşerî bu iki kavramı çok hassas bir şekilde birbirinden ayırır:
Zulüm (Zulmen): Başkasının hak etmediği bir cezayı ona yüklemek veya başkasının sevabını ona vermemek. Allah’ın adalet sıfatı gereği asla yapmayacağı bir eylemdir.
Hatm (Hadmen): Kişinin kendi hak ettiği sevabın veya derecenin eksiltilmesi.
Zemahşerî’nin Notu: O, mümin kişinin haklarının zerrece eksiltilmeyeceği (hadm) ve işlemediği bir günahtan dolayı cezalandırılmayacağı (zulüm) konusunda ilahi bir garanti altında olduğunu ifade eder.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ




