Kuytulcular Üzerine Tartışmalar: İslah mı, Bozgunculuk mu?
Kuytulcular tartışması, cemaatlerin İslam adına faaliyetlerini sorguluyor. İslah ve bozgunculuk arasındaki dengeyi ele alıyor.
Kuytulcular Üzerine Tartışmalar: İslah mı, Bozgunculuk mu?
Adana merkezli bir soruşturma çerçevesinde, kamuoyunda ‘Kuytulcular’ olarak bilinen yapıya yönelik gerçekleştirilen operasyon, Furkan Vakfı’nın kurucusu Alparslan Kuytul ve eşi Semra Kuytul’un da aralarında bulunduğu birçok kişinin gözaltına alınması, Türkiye’deki dini cemaatlerin toplumsal konumunu yeniden ele almayı zorunlu hale getirdi. Soruşturma kapsamında 32 kişi hakkında hukuki işlem başlatıldığı ve 5 şirkete kayyum atandığı bildirildi. Ancak bu durum, henüz soruşturma aşamasında olduğu için, kişilerin suçluluğunun kesinleşmediği unutulmamalıdır.
Furkan Vakfı, 22 Kasım 1994 tarihinde kurulduğunu ve köklerinin 1980’li yıllara dayandığını ifade etmektedir. Vakfın amacı, Kur’an ve Sünnet merkezli eğitim faaliyetleri yürütmek, ahlaklı bireyler yetiştirmek ve İslam medeniyetinin yeniden inşasına katkıda bulunmaktır. Eğitim, burs, yardım ve sosyal hizmetler, bu yapılanmanın sunduğu hizmetler arasında yer almaktadır.
Bu bağlamda, Kur’an’ın koyduğu ölçü büyük bir önem taşımaktadır. Kur’an, ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz sadece ıslah edicileriz’ diyenleri anlatır. Ancak ardından, çok ciddi bir uyarıda bulunur: ‘İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir; fakat farkında değillerdir.’
(Bakara, 2/11-12)
Bu ayet, yalnızca başkalarını suçlamak için değil, kendisini ıslah edici olarak görenlerin öncelikle kendilerini sorgulaması gereken bir ölçüdür. Bir cemaat veya dini yapı, Kur’an’ı öğretiyor, insanları ibadete davet ediyor ve yardım faaliyetleri yürütüyor olabilir. Ancak asıl mesele, bu faaliyetlerin yanı sıra adalet, kul hakkı, şeffaflık, hakkaniyet ve toplumsal düzen konusundaki sorumluluklarının nasıl yerine getirildiğidir.
Hz. Şuayb’ın ortaya koyduğu ölçü ise açıktır: ‘Ben sadece gücüm yettiğince ıslah etmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımıyladır.’
(Hûd, 11/88)
Dolayısıyla bugün tartışılması gereken sadece ‘Kuytulcular suçlu mu, değil mi?’ sorusu değildir. Hukuki sorumluluk, mahkemelerin vereceği kararlarla belirlenecektir. Ancak daha büyük bir soru vardır: İslam adına faaliyet gösteren tüm yapılar, kendilerini Kur’an’ın ölçülerine göre sorgulamaya hazır mıdır?
Çünkü bir yapının kendisine ‘ıslah hareketi’ demesi, onu otomatik olarak ıslah edici yapmaz. Aynı şekilde, bir yapılanma hakkında soruşturma açılması da onun bozguncu olduğunu göstermez. Ölçü; iddia değil eylem, slogan değil adalet, kalabalık değil hakikat ve aidiyet değil, Allah’ın koyduğu ölçüdür.
Kuytulcular üzerinden yeniden gündeme gelen tartışma, aslında tüm cemaatler için bir imtihan niteliğindedir: ‘Biz ıslah ediyoruz’ demek kolaydır. Peki gerçekten ıslah ediyor muyuz?
Kur’an’ın sorusu budur. Ve bu soru yalnızca Kuytulculara değil, kendisine dini bir kimlik veren tüm yapılara yöneltilmiştir.
Devletle İlişkilerin Geçmişi de Ele Alınmalı
Kuytul yapılanmasının yeniden gündeme gelmesi, mevcut soruşturmayla sınırlı değildir. Alparslan Kuytul’un geçmişte hükümet politikaları, devlet uygulamaları ve yargı süreçleri hakkında yaptığı sert eleştiriler de bu tablonun bir parçasıdır. Kuytul, 2018 yılında hükümetin bazı uygulamalarını İslami ölçüler açısından sorgularken, FETÖ soruşturmaları ile ilgili devletin yaklaşımını da eleştiren ifadeler kullanmıştır. 2020 yılında yayımlanan bir açıklamasında, FETÖ ile mücadelede esas alınan 17-25 Aralık tarihini eleştirerek, ‘Asıl tarih 7 Şubat 2012 MİT operasyonudur’ demiştir.
Dikkat çeken bir diğer husus ise, Kuytul’un açıklamalarının FETÖ’ye destek veren bir çizgiden ziyade, FETÖ ile mücadelede devletin uyguladığı yöntemleri sorgulayan sert bir muhalefet dili içermesidir. 2018 yılında yayımlanan bir tanıklık yazısında Kuytul’un FETÖ’yü daha önce eleştirdiği ve bu yapıyı tehlikeli gördüğünü belirtmiştir.
Bu bağlamda, ‘Kuytulcular da FETÖ gibi’ şeklinde doğrudan bir hüküm vermek yerine daha temel bir soru sormak gerekmektedir: Bir cemaat veya dini yapı, devlet politikalarını hangi noktaya kadar eleştirebilir ve eleştirinin dili, toplumsal huzur, kamu düzeni ve devlet kurumlarına duyulan güven açısından ne zaman sorunlu hale gelir?
Bu sorunun yanıtı, herhangi bir cemaatin kendisine verdiği ‘ıslah edici’ sıfatıyla değil, ortaya koyduğu fiillerle ve hukuki süreçlerin sonuçlarıyla belirlenmelidir. Çünkü Kur’an’ın ölçüsü nettir: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Bilin ki onlar bozguncuların ta kendileridir; fakat farkında değillerdir.’
(Bakara, 2/11-12)
Sonuç olarak, bugün Kuytulcular üzerinden yürütülen tartışma, yalnızca bir soruşturmanın taraflarını değil, Türkiye’deki tüm dini yapılanmaları ilgilendiren daha büyük bir soruyu gündeme getirmektedir: Kendisine ‘ıslah edici’ diyen bir yapı, önce kendi söylemini, yöntemlerini ve toplum üzerindeki etkisini Kur’an’ın adalet ölçüsüne göre sorgulamaya hazır mıdır?
İSLAMİ HABER “MİRAT”




