ABD’nin İran’a Olası Kara Operasyonu: Riskler ve Maliyetler
ABD’nin İran’a yönelik olası bir kara operasyonunun askeri ve ekonomik maliyetleri üzerine değerlendirmeler yapıldı.
Emperyalist ABD’nin İran’a yönelik muhtemel bir kara operasyonunu değerlendiren Murat Aslan, bu tür bir harekâtın askeri, ekonomik veya siyasi açıdan ABD için sürdürülebilir olmayacağını ifade ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump, hem savaşın devamına hem de diplomasi yoluyla sona erdirilmesine dair çelişkili mesajlar vermekte. Trump’ın İran ile görüşmelere dair açıklamaları sonrasında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’a yönelik saldırıların süreceğini belirtirken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) da İran’a yapılan saldırıların devam ettiğini duyurdu.
Enerji fiyatları ve küresel enflasyon beklentileri gerçeklik kazanmaya başlarken, savaşın maliyetinin artması yönündeki endişeler de büyümekte. Körfez ülkeleri savaşın etkilerini hala hissetmekte ve kara harekâtı, durumu daha da karmaşık hale getirebilir. Amerikan askerinin İran topraklarına girmesi, diplomatik çabaların etkisiz hale gelmesine yol açabilir. Bu durum, savaşın boyutunu hava ve hava savunma angajmanlarının ötesine taşıyabilir. Dolayısıyla, savaşın askeri ve stratejik riskleri detaylı bir şekilde incelenmelidir.
Kara operasyonlarının doğası, tarihsel birikimlerden beslenmektedir. Bu bağlamda, bir kara harekâtının net bir siyasi amaca hizmet etmesi ve somut bir hedefe odaklanması gerekmektedir. Ancak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik müdahalelerinin siyasi amacı henüz netleşmemiştir. Rejim değişikliği veya nükleer programların hedef alınması gibi farklı amaçlar dile getirilse de, bu belirsizlik askeri planları olumsuz etkilemektedir.
Ayrıca, az sayıda birlikle gerçekleştirilecek bir kara harekâtı, kuvvet dengesizliğine yol açabilir. Sadece birkaç tümenle başlatılacak bir müdahale, kayıpların ötesine geçemeyebilir. İran, askeri misilleme yapma kapasitesine sahipken, enerji ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü de elinde tutmaktadır. Hürmüz Boğazı ve çevresindeki adaların kontrolü, İran’ın Amerikan askerlerine saldırmasını tetikleyebilir. Bu noktada, kara harekâtının İranlı Kürtlerle birlikte planlanması durumunda, çatışmaların yoğunlaşması kaçınılmaz hale gelebilir. Böyle bir harekâtın sürdürülebilirliği ise oldukça tartışmalıdır.
Muhtemel bir kara harekâtı, asker kayıplarına yol açarak geri dönülemez bir çatışma ortamı yaratabilir. Bu durum, İran’ın Körfez’deki enerji akışını durdurma kapasitesini artıracak ve ekonomik sonuçlar doğuracak senaryoları güçlendirecektir.
ABD açısından, asker kaybı, savaşı geri dönülmez bir aşamaya sürükleyen en önemli maliyet olarak öne çıkmaktadır. Trump’ın Amerikan kamuoyundan destek kaybetmesine yol açabilecek bu durum, “İsrail için feda edilen Amerikan askerleri” argümanını güçlendirebilir. Asker kaybı, siyasi radikalleşmeye ve savaşın uzamasına neden olabilir. Savaşın uzaması ise ekonomik maliyetleri daha da derinleştirebilir.
Kongre’den talep edilen 200 milyar dolarlık bütçe ve 2027 için planlanan 1,5 trilyon dolarlık bütçe, ABD için ciddi bir yük getirecektir. Yıllık 1,2 trilyon dolarlık ticaret açığı veren ve 38 trilyon dolarlık borç stoku bulunan ABD, daha fazla açık vermeye başlayacaktır. Bu bağlamda, Trump’ın Çin ile rekabete öncelik vermesi, çatışmaların ekonomik büyüme yerine askeri harcamalarla sonuçlanmasına yol açabilir. Amerikan toplumu, Trump yönetimini hem İsrail’e yapılan yardımlar hem de İran savaşının maliyeti açısından sorgulayacaktır.
Askeri ve ekonomik maliyetlerin artması, Amerikan kamuoyunun Vietnam Savaşı’na benzer tepkiler vermesine neden olabilir. İç siyasi tepkiler, AIPAC destekli Demokrat-Cumhuriyetçi iktidar koalisyonuna meydan okuyabilir. Kısacası, İran’ın batısında veya Hürmüz hattında bir kara operasyonu, ABD için askeri, ekonomik veya siyasi açıdan sürdürülebilir değildir.
Körfez ülkelerinin İran’a karşı duyduğu öfke ile ABD’ye karşı tepkileri eşitlenmiş bir düzeye ulaşmıştır. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) 1,27 trilyon dolarlık ekonomisiyle Suudi Arabistan’ın Türkiye, Pakistan ve diğer Körfez ülkeleri ile yeni bir güvenlik mimarisi oluşturması beklenmektedir. Körfez’in Amerikan güvenlik garantilerine dayanan devlet ve rejim güvenlikleri, Amerikan üslerinin bu ülkeleri korumak yerine boşaltılmasıyla sarsılmıştır.
Kara harekâtı ihtimalinin kötü senaryo olarak değerlendirilmesi durumunda, küresel enerji ve ekonomi fiyatlamalarının yaratacağı enflasyon öngörülemez hale gelebilir. Petrokimya ile beslenen gayri safi milli hasılalar daralırken, kambiyo istikrarsızlığı dış borçların ödenmesini zorlaştırabilir. Rezervleri zayıf olan gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler bu durumdan olumsuz etkilenirken, küresel enflasyon ABD için de dayanılmaz hale gelecektir. Hizmet satıp mal ithal eden Amerikan vatandaşı, artan fiyatları ilk hisseden topluluk olacaktır. O halde, muhtemel bir kara harekâtının kısa sürede sonlanmayacağı göz önüne alındığında, enerji ve ekonominin çarpan etkisi, hem vatandaşların hem de devletlerin bütçesini sarsacaktır.
Sonuç olarak, ABD ve dünya için en mantıklı çözüm, çatışma ortamını diplomasi yoluyla sonlandırmak ve sorunları konuşarak çözmektir. Barış ve uzlaşı, maliyetlerin büyüklüğü göz önüne alındığında, cesaret ve sağduyu ile gündeme alınmalıdır. Tarih, savaşarak kurulan düzenlerin geçici, konuşarak kurulan barışların ise kalıcı olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, İran’a siyasi irade dikte etmek yerine uzlaşarak süreci yönetmek herkesin yararına olacaktır.




