Trump’ın Stratejisi ve İran ile Savaşın Başlangıcı

Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin ardından İran’a yönelik saldırılar ve sonuçları değerlendiriliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı askeri bir müdahale başlatmadan yalnızca üç ay önce, diğer ulusların iç işlerine müdahale etmeme konusundaki tercihlerini vurgulayan bir Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesini imzalamıştı. Peki, bu belgede belirtilen hedefler ve gerçeklik arasındaki çelişki nasıl açıklanabilir?

Trump yönetiminin geçen yıl Kasım ayında yayımladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi, önceki stratejilerden oldukça farklı bir yaklaşım sergiliyordu. Trump, bu belgeyi, Amerika’nın insanlık tarihindeki en büyük ve en başarılı ulus olarak kalmasını sağlamak için bir yol haritası olarak tanımladı. Strateji, Amerika’nın büyüklüğünü ve başarısını, kurucu ideallerine dayandırarak, Amerikan halkının ulusal çıkarlarıyla bağlantısı olmayan küresel yükleri taşıma istekliliğinin yanlış anlaşıldığını belirtti.

Geçtiğimiz aylarda, Trump’ın Orta Doğu’dan uzaklaşma politikası net bir şekilde ortaya konmuştu. Strateji, enerji bağımsızlığının artmasıyla birlikte Amerika’nın Orta Doğu’ya olan ilgisinin azalacağını ifade ediyordu. Ancak bu durum, Körfez enerji kaynaklarının düşmanların eline geçmemesi ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması gibi temel çıkarları göz ardı etmemeliydi.

Orta Doğu’nun, Amerikan dış politikasında uzun vadeli planlamada ve günlük uygulamada belirleyici bir rol oynaması dönemi sona ermiş görünüyordu. Yazarlar, bölgenin artık sürekli bir rahatsızlık kaynağı olmaktan çıktığını ve dostluk ile yatırım fırsatları sunduğunu vurguladılar. Ancak, bu olumlu söylemlere rağmen, ABD, 28 Şubat’ta İran’a yönelik bir saldırı gerçekleştirdi. İran, büyük bir nüfusa ve askeri kapasiteye sahip bir ülke olarak, bu saldırının sonuçları derin ve uzun süreli çatışmalara yol açabilir.

Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi, birçok yorumcu tarafından yalnızca bir aldatmaca olarak değerlendirildi. Ancak bu belgenin kalitesi, onu hazırlayanların ciddiyetini ortaya koyuyor. Zira, bu tür belgelerin hazırlanması, gözden geçirilmesi ve yazılması, iç muhalefetin aşılması gerektiği anlamına geliyor. Bu strateji, NATO merkezli ve küresel polislik anlayışını reddeden yeni bir dünya görüşünün ifadesiydi.

Ancak şu an itibarıyla, ABD’nin Orta Doğu’daki durumu karmaşık bir hal almış durumda. Hürmüz Boğazı, ABD ve müttefiklerine kapalı ve dünya genelinde petrol arzında azalma yaşanıyor. ABD’nin bölgedeki askeri üsleri ise ya imha edildi ya da kullanılamaz hale geldi. İran, karşılaştığı tehditlere karşı direnç gösteriyor ve bu durum, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını sürdürebilmesini zorlaştırıyor.

Bu noktada, strateji ile uygulama arasındaki uçurumun nedenleri sorgulanıyor. Bir görüş, ABD hükümetinin artık gerçek bir hükümet işlevi görmediği ve strateji geliştiremediği yönünde. Diğer bir yorum ise, Trump yönetiminin sessiz bir darbeyle değiştiği ve yeni bir rejimin ortaya çıktığı yönünde. Üçüncü bir olasılık ise, ABD’nin nihayetinde Orta Doğu’dan çekilmek zorunda kalacağıdır. Bu durum, acımasız bir askeri yenilgi olmadan da gerçekleşebilir. Ancak, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığı ve ABD’nin bölgedeki etkisinin giderek azaldığı aşikar.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu