Türkiye-Almanya Ekonomik İlişkileri Derinleşiyor
Mehmet Ali Yalçındağ, Türkiye-Almanya ekonomik ilişkilerinin stratejik önemini vurguladı ve iş birliği potansiyelini değerlendirdi.
Son günlerde yapılan Seçimli Genel Kurul ile DEİK/Türkiye-Almanya İş Konseyi Başkanlığına yeniden seçilen Mehmet Ali Yalçındağ, Türkiye ile Almanya arasındaki ekonomik ilişkilerin giderek daha fazla önem kazandığını belirtti. Küresel belirsizliklerin arttığı bir ortamda, Türkiye’nin Almanya için kritik bir nearshoring ve tedarik merkezi haline geldiğini ifade eden Yalçındağ, yeşil dönüşümden savunma sanayine, otomotivden dijitalleşmeye kadar birçok alanda iş birliği fırsatlarının hızla derinleştiğini dile getirdi. Yalçındağ, nihai hedeflerinin Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecine iş dünyası perspektifinden güçlü katkı sağlamak olduğunu vurguladı.
Türkiye ve Almanya arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler, günümüzde küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği, jeopolitik risklerin arttığı ve bölgesel iş birliklerinin öneminin daha da arttığı bir dönemde yeni bir boyut kazanıyor. Yalçındağ, DEİK/Türkiye-Almanya İş Konseyi’nin iki ülke arasındaki ilişkilerdeki stratejik rolünü, öncelikli sektörleri ve orta-uzun vadeli hedeflerini değerlendirdi.
Yalçındağ, Türkiye’nin Almanya’ya ihracatının toplam ihracat içindeki payının %8,36’ya ulaştığını hatırlatarak, Almanya’nın Avrupa için bir üretim ve dağıtım merkezi olması nedeniyle Türkiye’nin nearshoring açısından kritik bir konumda bulunduğunu ifade etti. Bu durumu, “Almanya’nın Avrupa kıtası için bir üretim ve dağıtım merkezi olduğu düşünüldüğünde, hem lojistik avantaj hem de coğrafi konum nedeniyle Türkiye vazgeçilmez bir nearshoring merkezi olarak öne çıkıyor. Özellikle otomotiv ve makinalarda kurulmuş olan, geliştirilen veya hedeflenen tedarik zincirlerinin varlığı ihracatı da artırıyor.” sözleriyle değerlendirdi.
Mevcut küresel belirsizlik ortamında geçmişten gelen sağlam ticari ilişkilerin ve bölgesel iş birliklerinin önemine dikkat çeken Yalçındağ, Türkiye’nin Almanya açısından stratejik bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Yalçındağ, “Her fırsatta ifade ettiğim gibi, Almanya ve AB’yi Türkiye’den ayrı düşünemezsiniz; bu bir tercih değildir. Türkiye, tarihi olarak Avrupa’nın ayrılmaz bir parçasıdır. Güncel gelişmelerin dayattığı zorlukların aşılması için Türkiye-Almanya ve AB iş birliklerinin artması gerektiği çok net bir hakikattir.” dedi.
DEİK/Türkiye-Almanya İş Konseyi’nin bu gerçeği merkeze alarak hareket ettiğini belirten Yalçındağ, Konseyin ticari diplomasiyi etkin bir şekilde kullandığını ifade etti. Türk iş dünyasının çıkarlarını Alman özel sektörü ve kamu temsilcileri nezdinde savunduklarını dile getiren Yalçındağ, Gümrük Birliği’nin yenilenmesinden vize sorunlarına kadar iş yapma süreçlerini zorlaştıran tüm konularda çözüm için çalıştıklarını söyledi. Son yıllarda öncelikli hedeflerinden birinin, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik sürecine iş dünyası kanalıyla katkı sunmak olduğunu vurgulayan Yalçındağ, savunma, enerji ve tedarik zincirleri alanlarındaki ikili iş birliği imkanlarını da yakından takip ettiklerini aktardı. Almanya’nın federal yapısına da dikkat çeken Yalçındağ, eyalet bazlı çalışmalara özel önem verdiklerini belirterek, “2025 yılında Almanya’nın ekonomik kalbi olarak görülen Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Başbakanı Sayın Hendrik Wüst’ün katılımıyla üst düzey bir toplantı gerçekleştirdik. 2026 yılında ise öncelikli olarak Baden Württemberg eyaletinde faaliyet gösteren muhataplarımızla iletişimlerimizi güçlendiriyoruz. Stuttgart’ta bir Ekonomi Zirvesi gerçekleştireceğiz.” bilgisini paylaştı.
Dijitalleşme ve Endüstri 4.0’ın küresel bir zorunluluk haline geldiğini vurgulayan Yalçındağ, Almanya’nın tecrübesi ve finansal gücü ile Türkiye’nin dinamik girişimci ekosisteminin birbirini tamamladığını ifade etti. Alman yüksek katma değerli üretim gücü ile Türkiye’de giderek artan nitelikli iş gücünün önemli bir sinerji yarattığını belirten Yalçındağ, Türk savunma ve havacılık sektörünün 2025 yılında %50’ye yakın artışla 10 milyar doları aşan ihracatına dikkat çekerek, Avrupa’nın artan güvenlik harcamalarıyla birlikte bu alanda büyük fırsatlar bulunduğunu dile getirdi.
Almanya pazarında faaliyet gösteren Türk şirketlerinin karşılaştığı zorlukları da değerlendiren Yalçındağ, yüksek rekabet, yavaş bürokratik süreçler ve dil bariyerine ek olarak daha büyük bir riskin altını çizerek, “Yaklaşan asıl tehdit, Türkiye’nin Made in Europe eksenli politikaların kapsamı dışında bırakılması olacaktır.” dedi. Gümrük Birliği’ne rağmen Türkiye’nin bu yeni uygulamaların dışında kalması halinde mevcut mekanizmanın fiilen işlevsiz hale gelebileceğini vurgulayan Yalçındağ, DEİK ve İş Konseyi olarak bu risklere karşı yoğun girişimler yürüttüklerini belirtti. Yalçındağ, iş dünyasının sorunların çözümünde düşündüğünden çok daha büyük bir rolü olduğuna inandığını da sözlerine ekledi.
Karşılıklı yatırımlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yalçındağ, 2024 itibarıyla Almanya’nın Türkiye’deki doğrudan yatırım stokunun 26,3 milyar euroya ulaştığını, buna karşın potansiyelin tam olarak kullanılamadığını ifade etti. Almanya’daki Türk yatırımlarının da yaklaşık 3 milyar dolar seviyesinde kaldığını belirten Yalçındağ, önümüzdeki dönemde yatırımları artıracak en önemli unsurlardan birinin Almanya’da yaşayan yaklaşık 3 milyonluk Türk diasporasının yarattığı beşerî sermaye olduğunu söyledi. Ayrıca, Almanya’daki varis sorununun Türk yatırımcılar için önemli bir fırsat sunduğunu dile getirdi. Yapay zekâ, dijitalleşme ve girişim sermayesi alanlarında ortak merkezlerin kurulmasının da yatırımları hızlandıracağını ifade etti.
DEİK/Türkiye-Almanya İş Konseyi’nin orta ve uzun vadeli hedeflerini de paylaşan Yalçındağ, nihai amaçlarının Türkiye’nin AB’ye tam üyelik sürecine iş dünyası adına daha güçlü katkı sunmak olduğunu söyledi. Küresel belirsizlikler çağında ezberleri bozarak somut adımlar atmayı hedeflediklerini belirten Yalçındağ, savunma, enerji ve tedarik zincirleri alanlarını temel öncelikler olarak tanımladı.

