Hakikat ve Hikmet: İbnü’l-Arabî’nin Derin Anlatımı

İbnü’l-Arabî’nin ‘Fusûsu’l-Hikem’ eseri üzerinden hakikat ve hikmetin derin anlamlarını keşfedin.

İslam düşüncesinin önemli eserlerinden biri olan Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin ‘Fusûsu’l-Hikem’ adlı çalışması, günümüz okurlarına Hamza Kılıç tarafından sunuluyor. İslam ilimlerinin, özellikle de fıkıh ve kelâmın, Kur’an’a dayalı bir anlayışla şekillendiği bilinirken, tasavvuf da bu bağlamda önemli bir yer tutmaktadır.

Tasavvuf alanında eser veren her mutasavvıf, yazdıklarını Kur’an ayetleri ile desteklemeye özen göstermiştir. İbnü’l-Arabî, bu geleneğin en önemli temsilcilerinden biri olarak, ‘Fusûsu’l-Hikem’ eserinde Kur’an’a sıkça referans vermektedir.

İnsan, bu dünyada üç temel şeyi arar: güç, zenginlik ve hikmet. Devlet peşinde koşanların, hikmet ve zenginlikten uzak durmaları gerektiği, zenginliğe yönelenlerin de güç ve hikmetten uzak kalmaları gerektiği ifade edilir. Hikmet arayanların ise, güç ve zenginlikten uzak durarak hakikatin yolunu takip etmeleri gerektiği vurgulanır.

Kitap, tasavvufi düşüncelerin ağırlıkta olduğu bir içerikle, yirmi yedi peygamberin hikmetlerine odaklanmaktadır. Eserin adının Türkçesi ‘Hikmetlerin Özüdür’ ve içerdiği hikmet kavramını anlamak oldukça önemlidir.

Peki hakikat, hikmet ne ola ki?

Hikmet, eşsiz yaratılış karşısında sürekli bir hayret ve sorgulama ile ilerlemektir. Varlığın, inancın, yaşamın ve ölümün anlamını sorgulamak, bu bilinçle varoluşun anlamını keşfetmektir. Hikmet, varlık ve mutlak irade sevgisi ile doludur. Bu bağlamda, hikmet bir aşk ve varlık duygusudur. Yunus Emre’nin ilahi iradenin tecellisi karşısındaki hayranlığı, Mevlânâ’nın varoluşta bulduğu yenilik ve tazelik, bu metafizik hayranlığın örneklerindendir.

Eserin özü, bu varlık bilinci üzerine inşa edilmiştir. İbnü’l-Arabî, İslam tarihinde tanınan bir şahsiyet olmasının yanı sıra, eserleri nedeniyle bazı düşünürler tarafından eleştirilmiş ve kabul edilmemiştir. Özellikle Vahdet-i Vücûd görüşü, bazıları tarafından panteizmle ilişkilendirilmiş ve bu sebeple İslam’a aykırı olduğu iddia edilmiştir. Ancak pek çok kişi onu bir veli olarak değerlendirmektedir.

İbnü’l-Arabî, eserini rüyasında Hz. Peygamber’den (s.a.v) alarak, hiçbir ekleme yapmadan Müslümanların istifadesine sunmuştur. Eser, peygamberlerin özellikleri ve Allah’ın birliği gibi konulara değinmektedir. Peygamberlerin isimleri üzerinden ilerleyen eser, her birinin hikmetlerini incelemektedir. Örneğin, Âdem’in ‘ilahlık’ hikmeti, Nuh’un ‘tenzih’ hikmeti gibi konular ele alınmaktadır.

Eser, günümüzde tartışmalı bazı konulara da ışık tutmaktadır. Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetlerin tekrarı, okuyucuda farklı hisler uyandırabilir. Cennet ve cehennem konusunu ele alırken, bir örnekle durumu açıklamaktadır: ‘Bir pislik içinde yaşayan canlılar, o ortamda mutlu olurlar; onları daha güzel bir yere koyduğunuzda, orada huzursuz olurlar.’ Bu bağlamda, cennet ve cehennemin yaratılış amacına göre, her varlığın kendi yerinde mutlu olacağına dikkat çekmektedir.

İbnü’l-Arabî, Allah’ın kimseye eziyet etmeyeceğini belirtirken, varlığın bir bütün olduğunu ve her şeyin bu bütünlük içinde anlam kazandığını vurgular. ‘Çünkü eziyet, kişinin kendisinden kaynaklanır’ der. Kitapta, alışılmış inançların ötesinde hikmetli sözler bulmak mümkündür. Bu sözler, okuyucunun düşünce ufkunu genişletir.

İyi ve kötü kavramları üzerine de düşünceler sunan İbnü’l-Arabî, insanların genelde bu ikiliği gördüğünü ancak bazen iyinin içinde kötüyü, kötünün içinde de iyiyi görebilenlerin olduğunu belirtir. Bu bilgi, çirkin ve kötü olanın görünmesini engeller. Ancak her iki durumda da Allah’ın rahmeti vardır. ‘Varlıkta çirkin olmayan bir şey yoktur’ der.

Kur’an’da, insanların yaratılış gayesine uygun hareket etmesi gerektiği vurgulanır. İbnü’l-Arabî, herkesin kendi karakterine göre hareket ettiğini ve bu karakterin temelinin Allah bilinci olduğunu ifade eder. Her birey, kendi fıtratına uygun bir yaşam sürmelidir.

Sonuç olarak, her insanın yaratılışı eşsizdir ve bu özgünlük içinde yaşamak ve keşfetmek esastır. Tasavvufi bakış açısına göre, her bireyin evrensel gerçeklere uygun, erdemli ve dürüst seçimler yapması, huzura ulaşması için yeterlidir. Yaşamın akışı içinde ruhumuz, kaderini gerçekleştirmek için yolculuğuna devam ederken, seçimlerimizle huzuru ya da öfkeyi deneyimleriz.

Günümüz İnsanına Fususu’l-Hikem

Muhyiddin İbn Arabi

Haz. Hamza Kılıç

İnsan Yayınları

336 Sayfa

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu