Enformatik Cehalet ve Sonuçları: Tehditler ve Fırsatlar
Dijitalleşmenin getirdiği enformatik cehalet, bilgiye erişimi zorlaştırırken yeni tehditler de doğuruyor. Bu duruma karşı alınacak önlemler tartışılıyor.
Yeni Şafak / Turgay Yerlikaya
Dijitalleşmenin getirdiği yoğun bilgi akışı, gerçeği gölgede bıraktığını belirten Turgay Yerlikaya, bu duruma karşı önlem alınması gerektiğini vurguluyor. 1970’lerin sonlarında Jean Baudrillard, kitle medyasının anlam üretme üzerindeki etkilerini sorgulayan önemli tartışmalar başlatmıştı. O dönemlerde kitle medyasının sunduğu gerçeklik, anlamın yerini alıyor ve zamanla kitlelerin anlamdan ziyade görüntülere yöneldiğini ifade ediyordu. “Sessiz Yığınların Gölgesinde” adlı eserinde, medyanın ürettiği yoğun enformasyonun anlamı nasıl ortadan kaldırdığını ve bilgiye erişimi zorlaştırdığını ele almıştı. Baudrillard, enformasyon ile bilgi arasındaki olumsuz ilişkiyi, Körfez Savaşı sırasında okuyucularına aktarmıştı. Özellikle güdümlü enformasyonun yarattığı bilgi boşluğu, anlam kaybının önemli bir göstergesi olarak öne çıkıyordu.
1990’ların başında Nabi Avcı, “Enformatik Cehalet” adlı kitabında, kitle medyasının yarattığı yoğun bilgi akışının beraberinde bir tür cehalet getirdiğini belirtmişti. Avcı, kitle iletişim araçları aracılığıyla karşılaştığımız aşırı enformasyonun, bizi bilgilendirmekten çok uzak olduğunu ifade ediyordu. İnternetin henüz gelişim aşamasında olduğu bir dönemde, bilgi toplumu kavramına yönelik eleştiriler içeren enformatik cehalet, Web 2.0 ile birlikte köklü bir değişim geçirmiş ve kitleler, enformasyonun hem bir fırsat hem de bir tehdit olabileceğini derinden hissetmiştir.
İnternetin hayatımıza kattığı yeni teknolojiler, ilk bakışta yaşamı kolaylaştırıyor gibi görünse de, e-devlet uygulamaları ve dijitalleşen hizmetler, beraberinde birçok fırsatı getirmiştir. Ancak, bu teknolojilerin riskleri göz ardı edildiğinde, bir felaketin habercisi haline gelmeleri kaçınılmaz olmuştur. Geçtiğimiz hafta sonu İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen Stratcom Zirvesi, bu tür tartışmaların yapıldığı önemli bir platform oldu. Türkiye, enformasyon alanındaki tehditlere karşı farkındalık geliştirmek amacıyla ciddi tartışmalar yürütmekte ve bu doğrultuda politika metinleri hazırlayarak uygulamaya geçirmeye çalışmaktadır. Zirvede İletişim Başkanı Duran, bilginin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda ulusal ve küresel güvenliğin önemli bir unsuru olduğunu vurguladı. Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün de elektronik harp, enformasyon ve siber operasyonların çatışmaların görünmeyen ama kritik unsurları olduğunu belirtti. Bu durum, asimetrik savaşın doğasının anlaşıldığını gösteriyor.
Türkiye’nin 2017 yılında kurduğu Savunma Sanayii Başkanlığı ve İletişim Başkanlığı gibi kurumlar, bu tehditlere karşı farkındalık oluşturma çabalarını simgeliyor. Bu kurumsal kazanımlar, savunma ve savaşın sadece geleneksel riskler düzeyinde algılanmadığını ve Türkiye’nin bu durumu iyi analiz ettiğini gösteriyor. Her iki kurumun, kendi alanlarındaki tehditlerle mücadelesi, Türkiye’nin son dönemde karşılaştığı bölgesel ve küresel tehditlerle nasıl başa çıktığını somut bir şekilde ortaya koyuyor.
Ancak, bu gelişmelerin Türkiye’nin jeopolitik gerçekliğindeki hızlı değişimle uyumlu olması gerekiyor. NATO, 2014 yılında Stratcom COE’yi kurarak enformasyon alanındaki riskleri belirlemek ve bunlarla mücadele etmek için bağımsız bir yapı oluşturdu. Bu kurum, özellikle Çin ve Rusya’nın enformasyon merkezli tehditlerine odaklanarak eğitim programları ve risk haritalandırmaları yapıyor. Türkiye’nin bu alandaki kurumsal hafızası ve çıktıları henüz yeterli düzeyde değil. Özellikle İsrail gibi bir ülkenin enformasyon temelli tehditlerinin kamuoyuyla daha fazla paylaşılması, bu yönde atılacak önemli bir adım olacaktır. Olası bir çatışma durumunda bu mekanizmanın nasıl işlediği ve hedef aldığı konusunda bir farkındalık oluşturulması, genel seferberlik durumunda kritik bir rol oynayabilir.
Ulrich Beck, “Risk Toplumu” eserinde her yeni teknolojinin beraberinde riskler getirdiğini vurguluyor ve en önemli konunun bu risklerle mücadele edebilme yeteneği olduğunu belirtiyor. Bu bağlamda, riskleri öngören ve entegre bir politika geliştiren bir Türkiye’nin asimetrik tehditlere karşı daha dirençli olacağı aşikar. Milli güvenlik ve egemenlik açısından konumlanan bir ülkenin bu tür tehditlerle mücadele kapasitesi de artacak ve yeni dinamiklere karşı daha hazırlıklı olacaktır. Zirvedeki konuşmasında enformasyon, bilgi ve hikmet üçlemesinde hakikatin önemine değinen İstihbarat Başkanı Kalın’ın, enformatik cehaletten enformatik felakete savrulduğumuz yönündeki ifadeleri, üzerinde düşünmemiz gereken bir dönemde olduğumuzu gösteriyor.




