Çocuk İstismarı: Aile İçi Fail Oranı Yüzde 48,2

Kocaeli Üniversitesi’nin araştırması, çocuk istismarının aile içi kaynaklarını ve ruhsal etkilerini ortaya koydu.

Çocuk istismarı, Türkiye’nin en ciddi toplumsal problemlerinden biri olmaya devam ediyor. Kocaeli Üniversitesi’nde gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma, istismar mağduru çocukların ruhsal durumunu ve aile içindeki fail oranını çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. 2020 ile 2025 yılları arasında çocuk psikiyatrisi travma polikliniğinde takip edilen 85 mağdur çocuğun verileri incelendi. Araştırma sonuçları, cinsel istismarın çocukların psikolojik durumunda kalıcı ve derin izler bıraktığını gösterdi. Mağdur çocukların neredeyse tamamına, istismar sonrası en az bir psikiyatrik tanı konulduğu ve en yaygın tanının travma sonrası stres bozukluğu olduğu belirlendi. Ayrıca, vakaların yaklaşık yarısında istismarın kaynağının aile içinden olduğu tespit edildi.

Araştırma, “Bir Üniversite Hastanesi Çocuk Psikiyatri Bölümü Özelleşmiş Travma Polikliniğinden Takip Edilen Cinsel İstismar Mağduru Hastaların Sosyodemografik Verileri ve İstismar Kaynağının İncelenmesi” başlığı altında, Kocaeli Üniversitesi’nden Arş. Gör. Dr. Ozan Emre Aslan, Dr. Arş. Gör. Muhammed Furkan Tanır, Sosyal Çalışmacı Yunus Dursun ve Doç. Dr. İrem Damla Çimen tarafından yürütüldü. Araştırmaya dahil edilen 85 çocuğun 80’inin kız, 5’inin erkek olduğu belirlendi. Mağdurların %94,1’ini kız çocukları oluştururken, yaş ortalaması 14,19 olarak hesaplandı. Vakaların 9’u 5-11 yaş, 76’sı ise 12-18 yaş aralığındaydı.

İstismara uğrayan çocukların aile yapıları da detaylı bir şekilde incelendi. Verilere göre, mağdur çocukların %59,2’sinin anne ve babası birlikte yaşıyor. %21,1’inin ebeveynleri boşanmış veya ayrı, %19,7’sinde ise bir ebeveynin yaşamını yitirdiği kaydedildi. Bu bulgular, cinsel istismarın yalnızca parçalanmış aile yapılarıyla sınırlı olmadığını ortaya koydu. Ebeveynlerin yaş ve çalışma durumlarına ilişkin veriler de araştırmada yer aldı; annelerin yaş ortalaması 41,8, babaların ise 45,5 olarak belirlendi. Annelerin %36’sı, babaların %98,6’sı bir işte çalışıyor.

Araştırmada ebeveynlerin eğitim düzeyleri de değerlendirildi. Annelerin %45,1’inin, babaların %38,7’sinin ilkokul mezunu olduğu belirlendi. Bu durum, travma polikliniğinde takip edilen mağdur çocukların önemli bir kısmının düşük eğitim düzeyine sahip ailelerden geldiğini gösteriyor.

Çalışmada ailelerdeki psikiyatrik hastalık öyküsü de dikkat çekti. Mağdur çocukların %51,9’unun ailesinde en az bir bireyde ruhsal bozukluk tanısı bulunduğu saptandı. Çocukların %16,7’sinin kardeşlerinde de psikiyatrik sorunlar tespit edildi. Araştırma sonuçları, istismara maruz kalan çocukların çoğunun ruhsal yükü yüksek aile ortamlarında yaşadığını gösterdi.

İstismar sonrası ortaya çıkan psikiyatrik tablo da araştırmanın en çarpıcı bulgularından biriydi. Takip edilen 85 çocuktan 84’üne, yani %98,8’ine en az bir ruhsal bozukluk tanısı konuldu. En sık görülen tanı %70,6 ile travma sonrası stres bozukluğu olurken, %52,9 oranında majör depresif bozukluk saptandı. Çocukların %32,9’unda kendine zarar verme davranışı tespit edildi. Bu bulgular, cinsel istismarın çocuklarda yalnızca olay anıyla sınırlı kalmayıp, yoğun kaygı, çökkünlük, yeniden yaşantılama, içe kapanma ve kendine zarar verme gibi ağır ruhsal sonuçlara yol açtığını ortaya koydu.

İstismarın kaynağına ilişkin veriler de araştırmanın en sarsıcı bulgularından biriydi. İncelenen 85 vakanın 41’inde, yani %48,2’sinde istismar kaynağının aile içinden biri olduğu belirlendi. 38 vakada, %44,7 oranında failin aile dışından geldiği tespit edildi. 6 vakada ise çocukların hem aile içinden hem de dışından kişiler tarafından istismara maruz kaldığı kaydedildi. Tedavi süreçlerine ilişkin veriler de araştırmada yer aldı; mağdur çocukların %49,4’üne ilk aşamada sertralin etken maddeli ilaç başlandığı belirlendi. Sertralinin depresyon, anksiyete bozuklukları ve travma sonrası stres belirtilerinin yönetiminde kullanıldığı kaydedildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu