Siyonizm Kriz İçinde: İsrail’in İçsel Çözülmesi ve Savaş Politikası
Siyonist İsrail rejimi, içsel çözülme yaşarken İran’a yönelik saldırgan politikalar izliyor.
Siyonist İsrail rejimi, İran’a yönelik “rejim değişikliği” hedefli saldırgan politikalarını sürdürürken, iç yapısında ciddi bir kurumsal ve siyasi çözülme süreci yaşıyor. Yafa merkezli siyasi aktivist Abed Abou Shhadeh, İsrail’in artık içi boşalmış kurumlara sahip, mesiyanik bir dini ideolojiyle yönlendirilen ve askeri güçle ayakta tutulan bir yapıya dönüştüğünü ifade ediyor.
Netanyahu liderliğindeki Siyonist rejimin, İran İslam Cumhuriyeti’ni hedef alan saldırgan politikaları ve yoğun propaganda faaliyetleri, bu tespitin yalnızca İran’a yönelik olduğu izlenimini verebilir. Ancak Shhadeh’in değerlendirmeleri, doğrudan Siyonist yerleşimci rejimini işaret ediyor. Ona göre, İsrail’de anlamlı bir muhalefetin neredeyse tamamen etkisiz hale getirilmesiyle devlet kurumları sistematik bir şekilde zayıflatılıyor. Yargı bağımsızlığı aşındırılırken, siyasi ve toplumsal normlar bilinçli olarak tahrip ediliyor. Bu durum, mevcut iktidarın gücünü kalıcı hale getirmeyi hedefliyor.
Shhadeh, Netanyahu’nun artık demokrasi görüntüsünü sürdürme veya insan haklarına saygı gösterme gereği hissetmediğini vurguluyor. İsrail’in Birleşmiş Milletler Şartı’nı ve uluslararası hukuku açıkça ihlal eden tutumu, bu yaklaşımın bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Bu tablo, İsrail’in giderek bir “haydut rejim” karakteri kazandığını gösteriyor.
Küresel kamuoyunun İran’a odaklandığı bir dönemde, Netanyahu hükümeti, ABD Başkanı Donald Trump yönetimini uluslararası kurumlardan uzaklaşmaya teşvik ediyor ve küresel düzenin zayıflamasını kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Nüfus artış oranlarının tarihsel olarak en düşük seviyelere gerilediği ve tersine göçün hızlandığı İsrail’de, Netanyahu’nun Filistinlilere ve bölgedeki direniş güçlerine yönelik saldırgan politikaları ise devam ediyor. Trump yönetiminin İran’da “rejim değişikliği” senaryolarına açık destek vermesi, Netanyahu’nun savaş politikasını daha da sertleştiriyor.
2025 yılında İran’a yönelik başlatılan kapsamlı saldırıların yalnızca nükleer programı hedef almadığı, asıl amacın İslam Cumhuriyeti’ni yıkmaya yönelik bir “rejim değişikliği” olduğu ifade ediliyor. Ancak bu planlar başarısızlıkla sonuçlandı. Netanyahu, ABD askeri gücünü sürece dahil etmesine rağmen hedeflerine ulaşamadı. Daha önce de Netanyahu’nun İran’a karşı yürütülen “gölge savaş” olarak adlandırılan suikastlar, siber saldırılar ve istihbarat operasyonlarının baş aktörü olduğu biliniyor. İranlı nükleer bilim insanlarına yönelik suikastlar ve Mossad hücreleri üzerinden yürütülen faaliyetler bu sürecin parçaları olarak değerlendiriliyor.
İran İslam Cumhuriyeti Lideri Ayetullah Ali Hamaney, yaptığı açıklamalarda İran’ın savaş peşinde olmadığını ancak iç ve dış tehditlere karşı gerekli cezayı vermekte tereddüt etmeyeceğini belirtiyor. Öte yandan, İsrail içindeki çözülmeye dair değerlendirmeler de dikkat çekiyor. Yazar Ori Goldberg, İsrail devletinin hızla kurumsal bir çöküş sürecine girdiğini ifade ediyor. Kamu kurumlarının işlevini kaybettiği, deneyimli kamu görevlilerinin sistemden ayrıldığı ve yerlerine yalnızca siyasi sadakat temelinde atamalar yapıldığı belirtiliyor.
Goldberg, bu sürecin İsrail’i kurumsal, mali ve kültürel bir yoksullaşmaya, hatta içsel bir çöküşe sürüklediğini vurguluyor. Uzmanlara göre, Netanyahu’nun İran’a yönelik saldırgan politikaları, dışarıda bir “güç gösterisi” olarak sunulsa da, aslında içeride derinleşen bu krizi gizleme çabasından ibaret. Bu durum, Siyonist rejimin bölgesel etkisinin zayıfladığını ve Netanyahu’nun itiraf etmekten kaçındığı yapısal bir çözülmeyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.




