Bilginin İslamileştirilmesi ve Düşüncenin Yeniden Şekillendirilmesi
Düşüncenin İslamileştirilmesi, günümüz Müslümanlarının düşünce sistemini yeniden şekillendirmesi için kritik bir gereklilik olarak öne çıkıyor.
Bilgi, düşüncenin yapı taşlarından biridir ve aynı zamanda düşünce, bilginin varlık kaynağını oluşturur. Günümüzde Müslümanların en önemli meselelerinden biri, bilginin İslamileştirilmesinin yanı sıra düşüncenin de İslamileştirilmesi gerekliliğidir. Düşüncenin salt bir biçimde var olup olamayacağı sorusu, bu bağlamda dikkate alınması gereken önemli bir meseledir. Salt düşünce, bir inanç veya ideolojiden bağımsız olarak düşünüldüğünde, varlığı oldukça zor olan bir olgudur. Geçmişteki ideolojik etkileri göz önünde bulundurulduğunda, bağımsız düşüncenin mümkünlüğü sorgulanabilir.
Eğer bağımsız düşünce mümkün değilse, Müslümanların düşüncelerinin hangi temellere dayandırılması gerektiği sorusu gündeme gelir. Bu noktada, İslam’ın referans alınması gerektiği açıktır. Ancak, bu sürecin nasıl gerçekleştirileceğine dair yeterli bir öngörü mevcut değildir. Düşüncenin İslamileştirilmesi, birçok teorik ve pratik sorunun üstesinden gelinmesine yardımcı olacaktır. Zira yaşadığımız sorunların merkezinde, düşünce sistemimizin fıtri ve İslami bir biçimde şekillenmemesi yatmaktadır. Düşünce düzeldiğinde, sorunların kökeni ortadan kalkacak ve sonuçlar da değişecektir.
Modernizmden postmodernizme geçiş tartışmaları, Batı düşüncesinin çerçevesinde değerlendirildiğinde, Batı aklının postmodern bir dönem içinde olduğu söylenebilir. Ancak bazı gelenekçi entelektüellere göre, modernizm ile postmodernizm arasında bir yerde duruyoruz. Her iki yaklaşımı bir kenara bırakarak, düşüncenin İslamileştirilmesi üçüncü bir alternatif olarak ortaya konulursa, bu durum Müslümanlar için yeni bir basamak olacaktır. Zira düşüncenin şekillenmesi, genel olarak Batı aklının tanımları üzerinden ilerlemektedir. Bu durumu değiştirmek için yeni bir düşünce disiplini geliştirmek gerekmektedir. Bu disiplin, bilginin İslamileştirilmesi olarak adlandırılabilir.
Batı düşünce sistemi, hümanizm, sekülerizm ve demokrasi üzerine inşa edilmiştir. Kapitalist ve emperyalist yaklaşımlar, bu argümanların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Müslümanların düşünce sistemlerini yenilerken, bu argümanlardan uzak durmaları ve kendi argümanlarını geliştirmeleri gerekmektedir. İslam düşüncesi, insanı merkeze alan ve fıtratı önemseyen bir anlayışla, vahyin rehberliğinde kendi disiplinini oluşturabilir. Modern Batı düşüncesi, insanın kendi başına var olabileceği ve kendisine yetebileceği anlayışını benimsemiştir. Oysa İslam düşüncesi, insanın varlığının diğer insanlarla ve evrenle anlam bulduğunu, manevi anlamda bir yaratıcıya ihtiyaç duyduğunu savunur. Bu açıdan, Müslümanların düşünsel ve eylemsel olarak kapitalizme, hümanizme, sekülerizme veya demokrasiye yönelmeleri, Batı düşünce normlarına göre düşünmelerinin bir sonucudur.
Düşüncenin İslamileştirilmesi disiplininin oluşabilmesi için öncelikle bu sorunun varlığını kabul etmek ve ardından mümkünlüğüne inanmak gerekmektedir. Mümkünlüğü ve gerekliliğine inanarak, nereden başlayacağımıza dair argümanlar geliştirilmelidir. Bilginin İslamileştirilmesi ile başlayarak, kavramlarımızı yeniden tanımlamak bu sürecin ilk adımı olabilir. Yeniden tanımlama, çağın ihtiyaçlarına cevap verecek, kabul görecek bir yenilenmeyi içermelidir.
Düşüncenin ve kavramların yenilenmesi için ilk şart, Batı aklının etkisini bir kenara bırakmaktır. Geçmişteki Batı etkisindeki yaklaşımlar bir tarafa itilerek, zamanın ruhuna uygun tanımlamalara yönelmek gerekmektedir. Bu, zor ama imkânsız olmayan bir süreçtir. Son yüz yılda, kendi verilerimize ve dinamiklerimize dayanarak, fikriyatımızın referanslarından beslenemedik. İstisna durumlar dışında genel olarak bu durum geçerlidir. Batı, reform ve Rönesans ile birlikte kendisini merkeze alarak bilim ve felsefesini yenilemiş, kendisi dışındaki insanları ve toplumları kendi dinamikleri ile tanımlamıştır. Bu tanımlamaları kabul ettirerek, bugün dolaylı ya da doğrudan Batı etkisi altında düşünmekteyiz. Kavramların yenilenmesinde ilk adım, Batı düşünce sisteminin dışına çıkmak olmalıdır. Aksi takdirde, istenilen sonuç elde edilemeyecektir.
Kavramsal tanımlamalar entelektüel çalışmalar olarak tamamlandıktan sonra, düşünce okulları ve akademileri kurularak düşüncenin İslamileştirilmesinin kurumsal boyutu hayata geçirilmelidir. Bu alanda yazılacak eserler, bilginin İslamileşmesinin gerekliliği ve önemi ile yöntemlerini ele almalıdır. Uluslararası sempozyumlar ve konferanslar ile konu tüm ayrıntılarıyla gündeme getirilmelidir.
Çağdaş İslam düşüncesi olarak tanımlanan ancak aslında önceki çağın İslam düşüncesini yansıtan olgu, bugün yeniden ama gerçekten çağdaş bir İslam düşüncesi oluşturma çabası olarak değerlendirilebilir. Bu alanda yapılacak çalışmalar, içinde bulunduğumuz çağda var olan tüm teorik ve pratik sorunların çözümüne katkı sağlayabilir.
Batı düşüncesi, her anlamda yaklaşık bir asırdır tıkanıklık yaşamaktadır. Yozlaşan ve çözüm üretemeyen Batı düşüncesinin hala ayakta kalmasının tek nedeni, alternatif bir düşünce sisteminin olmayışıdır. Eğer Müslümanlar düşüncenin İslamileştirilmesini başararak gerçek anlamda çağdaş bir İslam düşüncesi ortaya koyabilirlerse, Batı düşüncesi geciken çöküşünü yaşayacaktır.
Düşüncenin İslamileşmesi, iç ve dış etkenlerin etkisiyle şekillenmek zorundadır. Ekonomik ve siyasi güçler başta olmak üzere birçok faktör, düşüncenin İslamileşmesi sürecini etkileyecektir. Bu bağlamda, Müslümanların tüm alanlarda kapsamlı bir yeniden yapılanmaya gitmeleri gerekmektedir. Hem siyasi ve ekonomik anlamda hem de sosyal ve ahlaki gelişimle, düşüncenin İslamileşmesi süreci hızlanacaktır. Teorik bağlam kendi başına bir gelişme sağlasa bile, pratik bağlamdan yoksun teorik çabalar istenilen sonuçları vermeyecektir.
Bir anlamda yenilenme ve yeniden inşa çabası olarak ifade edilebilecek bilginin İslamileştirilmesi, geçmiş dönem birikimlerinden ve güncel anlayışlardan faydalanarak yeni bir sentez ortaya koymayı gerektirir. Bu sentezin hangi ekol ve anlayışların birleşimi olacağı da önemlidir. Gelenek, modernist İslam anlayışı, tarihselci bakış açısı ve tarihsel süreç içinde etkili olmuş ekollerin harmanlanmasıyla bir sentez oluşturulabilir. Ancak sentezin yapılması tek başına yeterli değildir; önemli olan, bu sentezin çağın gerekliliklerine göre yorumlanması ve sistematize edilmesidir.
Modern çağın getirdiği gelişmeler ve şartlar göz ardı edilemez. Bugün Müslümanların, insanı, eşyayı, olayları ve kavramları yeniden tanımlamaları gerekmektedir. Her dönemin kendi dinamikleri ile şekillenmesi gereken düşünce sistemi, insanlığın umudu olabilecek bir medeniyet, kültür ve yönetim algısını doğurabilir. Bunun gerçekleşmesi, çağdaş İslam düşüncesinin yeniden inşa edilmesi, yani düşüncenin İslamileştirilmesi ile mümkündür.




