İran’ın Yeni Nükleer Tesisinin Derinlikleri ABD’yi Endişelendiriyor
İran’ın yeni nükleer tesisi, ABD’nin endişelerini artırırken, stratejik bir tehdit oluşturuyor.
İslami Analiz / Haber Merkezi
İran’ın İsfahan kentinde inşa edilen yeni nükleer tesis, ABD’nin güvenlik stratejileri açısından büyük bir tehdit oluşturuyor. Washington yönetimi, bu tesisin varlığı karşısında endişelerini artırırken, güvenlik kaynakları, konvansiyonel yöntemlerle bu yapıyı imha etme yeteneklerinin olmadığını kabul ediyor.
Amerika Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü (JINSA) ve The New York Times’a bilgi veren istihbarat yetkilileri, Kuh-e Kolang olarak bilinen bu tesisin İran’ın en tehlikeli nükleer yapısı olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, Tahran yönetiminin zenginleştirilmiş uranyumu bu tesis içerisinde sakladığını ve olası bir nükleer silah üretiminde burayı ana merkez olarak kullanma niyetinde olduğunu düşünüyor.
Aşılmaz Tahkimat: Yerin 600 Metre Derinliğinde
Geçmişte Natanz ve Fordo tesislerine yönelik gerçekleştirilen saldırılar, bu yapıların girişlerine zarar vermiş olsa da, yer altındaki tünel ağlarını kalıcı olarak etkisiz hale getirememişti. Güvenlik raporları, İran’ın bu saldırılardan ders alarak Kuh-e Kolang tesisini adeta bir kaleye dönüştürdüğünü ortaya koyuyor.
Natanz’ın yaklaşık 2 kilometre güneyinde bulunan bu tesisin tehlikesi, yer altındaki stratejik konumundan kaynaklanıyor. Tesis, dünyanın en sert kaya türlerinden biri olan granit tabakası altında yer alıyor ve tünelleri tam 600 metre derinliğe kadar iniyor. Bu derinlik, mevcut Amerikan konvansiyonel silahları tarafından aşılabilecek bir mesafe değil. Ayrıca, uydu görüntülerinde yalnızca dört girişi tespit edilebilen tesisin, yer altından uzanan gizli tünel ağları ile daha fazla çıkış noktası barındırdığı düşünülüyor.
3 Ay İçinde 20 Nükleer Başlık Potansiyeli
Bu kadar sağlam bir yapıya sahip olmanın avantajı, İran’ın IR-6 santrifüjleri ve yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyum ile askeri risk almadan nükleer üretim gerçekleştirebilme kapasitesidir. Uluslararası araştırma enstitüleri ve kitle imha silahları uzmanları, İran’ın nükleer kapasitesinin şu aşamalardan oluştuğunu belirtiyor: Zenginleştirme işlemi, mevcut uranyumun yüzde 60’tan, silah sınıfı olan yüzde 90 seviyesine çıkarılmasının sadece iki ila üç hafta sürdüğünü ve metalürji işleminin ise uranyum gazının nükleer bombanın çekirdeğine dönüştürülmesinin en fazla üç ila dört hafta aldığını ifade ediyor. Bu verilere göre, İran, siyasi bir karar alması durumunda üç ay içinde en az 15 ila 20 nükleer savaş başlığı üretebilecek kapasiteye sahip.
Askeri Seçenekler İflas Etti
Pentagon’un ulaştığı sonuç, ABD’nin nükleer füzeler kullanmadığı sürece bu tesisi yok edecek bir askeri çözüm bulamayacağı yönünde. Alternatif senaryolar da uygulanabilirlikten uzak görünüyor. Amerikan özel kuvvetlerinin tesise sızarak imha etme fikri, yüksek güvenlik önlemleri nedeniyle ‘intihar operasyonu’ olarak değerlendiriliyor ve bu öneri, Başkan Donald Trump tarafından da reddediliyor. Ayrıca, tesisin girişlerini bloke etmek için kimyasal gaz kullanma fikri de bilimsel gerçeklikten uzak. Uzmanlar, dünyada etkisi 100 yıl süren bir gazın bulunmadığını ve en tehlikeli sinir gazlarından olan VX’in bile doğada en fazla 6 ay içinde etkisini yitirdiğini belirtiyor.
Askeri seçeneklerin tükenmesi, Washington’u diplomatik bir çözüme ve yeni bir nükleer anlaşmaya yönlendiriyor. Uzmanlar, Tahran’ın bu kadar sert bir meydan okuma sergilemesinin arkasında henüz bilinmeyen stratejik bir gücün olabileceği uyarısında bulunuyor.




