İki kutuplu dünya tartışmasına Türkiye’den itiraz

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM konuşması, iki kutuplu dünya arayışına karşı çok taraflılık, uluslararası adalet ve BM reformu çağrısı olarak öne çıktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında yaptığı konuşma, dünyanın ABD ve Çin merkezli yeni bir iki kutuplu dünya düzenine mahkûm edilmesine yönelik eleştirilerle öne çıktı. Erdoğan; BM reformu, uluslararası hukuk, Filistin, yapay zekâ, iklim değişikliği ve ekonomik adalet başlıklarını çok taraflılığın güçlendirilmesi çerçevesinde ele aldı.

Konuşma, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in küresel ekonomi ve siyaseti etkileyen konuları ikili bir zeminde görüşmeye hazırlandığı döneme denk geldi. Washington ve Pekin’in dünyayı nüfuz alanlarına ayıran bir yaklaşım geliştirmesi ihtimaline karşı Türkiye, diğer ülkelerin karar alma süreçlerindeki etkisinin korunması gerektiğini savundu.

BM reformu ve uluslararası adalet çağrısı

Erdoğan’ın uzun süredir dile getirdiği “Dünya 5’ten büyüktür” yaklaşımı, konuşmada yalnızca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısına yönelik bir eleştiri olarak kalmadı. Bu ifade, küresel kararların sınırlı sayıdaki güç merkezinin rekabetine bırakılmaması gerektiğini vurgulayan daha geniş bir siyasi çerçevenin parçası olarak sunuldu.

BM’nin savaşları ve insanlık trajedilerini önlemek, insan haklarını güvence altına almak ve adaleti tesis etmek amacıyla kurulduğunu hatırlatan Erdoğan, aradan geçen yıllara rağmen bu hedeflerin tam anlamıyla gerçekleştirilemediğini belirtti. Uluslararası sistemin güvenilirliğinin, güçlü ülkeler ile daha zayıf ülkeler için farklı hukuk standartları uygulanmasıyla sağlanamayacağını ifade etti.

Filistin ve Gazze’de yaşananlar, bu eleştirinin en somut örneği olarak gösterildi. Erdoğan’a göre BM’ye duyulan güvenin yeniden kurulması, Filistinlilerin güven içinde yaşayabildiği ve çocukların savaş uçakları yerine uçurtmalar görebildiği bir düzenin tesis edilmesine bağlı. Böylece Filistin meselesi, uluslararası hukukun ve çok taraflı sistemin işleyişinin sınandığı temel alanlardan biri olarak konumlandırıldı.

Yapay zekâda yeni bağımlılık uyarısı

Konuşmanın geleceğe dönük başlıklarından biri de yapay zekâ oldu. Erdoğan, bu alandaki kuralların ve standartların yalnızca ABD ile Çin tarafından belirlenmemesi gerektiğini savunarak uluslararası bir düzenleme çağrısı yaptı.

Bu yaklaşım, yapay zekânın olası risklerinin ötesinde, geleceğin teknolojik düzenine kimin yön vereceği sorusuna dikkat çekti. Veri altyapıları, dijital platformlar ve teknolojik üretim kapasitesinin birkaç güç merkezinde toplanması halinde mevcut ekonomik ve siyasi bağımlılıklara yeni bir teknolojik bağımlılık katmanı eklenebileceği uyarısında bulunuldu. Erdoğan’ın “tekno-kutuplaşma” ve “dijital hegemonya” ifadeleri de bu ihtimale işaret etti.

İklim değişikliği, gıda israfı ve gelir dağılımındaki eşitsizlikler de uluslararası adalet başlığıyla birlikte değerlendirildi. Dünyanın bir bölümünde büyük miktarlarda gıda israf edilirken milyonlarca insanın gıda güvencesinden yoksun kalması, küresel ekonomik düzenin sonuçlarından biri olarak ele alındı. İklim meselesi ise gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki eşitsizliklerle bağlantılı biçimde gündeme getirildi.

Çok taraflı ve kapsayıcı diplomasi

Erdoğan, İslam düşmanlığı, yabancı karşıtlığı, kültürel ırkçılık, aile ve çocukların korunması ile dezenformasyon gibi konulara da değindi. Bu başlıklar, uluslararası adalet anlayışının yalnızca devletler arası ilişkilerle sınırlı olmadığını; bireylerin ve toplumların güvenliğini de kapsadığını ortaya koydu.

Konuşmanın genel çerçevesinde Türkiye, dünyanın yeni bir ABD-Çin rekabet alanına dönüşmesi yerine farklı ülkelerin kendi sözlerini söyleyebildiği, bölgesel girişimlerin güçlendiği ve uluslararası kurumların daha temsilî hale geldiği bir düzen önerdi. BM reformu bu yaklaşımın kurumsal ayağını oluştururken Filistin, uluslararası hukukun sınandığı alan; yapay zekâ ise geleceğin teknolojik düzenine ilişkin temel başlık olarak öne çıktı.

Türkiye’nin 2026 yılında Suriye konusunda Suudi Arabistan, Katar ve ABD ile yürüttüğü eş güdümlü çalışmaların yanı sıra NATO liderler zirvesine ev sahipliği yapması ve NATO 3.0 stratejisindeki rolü, Ankara’nın bölgesel ve uluslararası girişimlerdeki konumuna örnek olarak gösterildi. Kasım ayında düzenlenecek COP31’e ev sahipliği yapacak olması da Türkiye’nin küresel meselelerdeki rolünü ortaya koyan gelişmeler arasında değerlendirildi.

Erdoğan’ın konuşmasının sonunda yaptığı değerlendirme, bu yaklaşımın özetini oluşturdu. Dünyanın korku, çatışma ve içe kapanma ile adalet, dayanışma ve ortak irade arasında bir tercih yapması gerektiğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin ikinci yolu benimsediğini ifade etti.

Bu çerçevede iki kutuplu dünya ihtimali, yalnızca güç dengelerindeki değişim olarak değil, uluslararası sistemin hangi kurallarla yönetileceği sorunu olarak ele alındı. “Canavarlar Zamanı” olarak nitelendirilen dönemin önüne geçmenin yolu ise yeni bir güç merkezi kurmaktan çok, ortak kuralları, bölgesel iş birliklerini ve çok taraflı kurumları güçlendirmek olarak ortaya kondu.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu