Kamu Personel Sistemindeki Kadro Derece Sınırları Üzerine Tartışmalar
Kamu personel sisteminde kadro derece sınırları ve bunların belirlenme kriterleri üzerine tartışmalar sürüyor.
Kamu kurum ve kuruluşlarının kadro ihdasına, iptaline ve kullanımına ilişkin düzenlemeleri içeren 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 2 Temmuz 2018 tarihli 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış ve yerine 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi getirilmiştir.
Kadro unvanlarına ilişkin derece sınırları incelendiğinde, kamu personel sisteminde uzun yıllardır var olan ve günümüzde daha belirgin hale gelen bazı çelişkiler dikkat çekmektedir. Örneğin, memur, bilgisayar işletmeni ve veri hazırlama kontrol işletmeni gibi aynı görev düzeyinde bulunan kadroların ulaşabileceği derece sınırları birbirinden farklıdır. Bilgisayar işletmeni ve veri hazırlama kontrol işletmeni üçüncü dereceye kadar yükselebilirken, memur beşinci derecede kalmaktadır. Bu farklılığın hangi objektif ölçütlere dayandığı ise belirsizdir.
Eğer ölçüt eğitim düzeyi veya görevin niteliği ise, benzer şartlara sahip kadrolar arasında farklı uygulamalar mevcuttur. Sorumluluk düzeyi veya hiyerarşik yapı kriterleri dikkate alındığında da sistem içinde farklı örnekler ortaya çıkmaktadır. Örneğin, birçok kurumda yöneticiliğin ilk basamağı olarak kabul edilen şef kadrosu, emrindeki personelin sevk ve idaresinden sorumlu olmasına rağmen üçüncü derecenin altına düşemezken, hiyerarşik olarak altında yer alan bilgisayar işletmeni ve veri hazırlama kontrol işletmeni gibi kadrolar aynı dereceye kadar yükselebilmektedir. Bu durum, bazı kadroların birinci dereceye kadar ulaşabilmesiyle daha da karmaşık bir hal almaktadır.
Bu durumun doğru veya yanlış olduğu tartışılmadan önce, mevcut derece sınırlarının hangi esaslara göre belirlendiği ve bu gerekçelerin günümüzde geçerliliğini koruyup korumadığı sorusu gündeme gelmektedir. Eğer derece sistemi kariyer basamaklarını, sorumluluk seviyesini ve hiyerarşik yapıyı yansıtıyorsa, mevcut cetvellerdeki farklılıkların açıklanması güç görünmektedir. Aksi takdirde, kamu personel sisteminde bu sınırların varlığının gerekliliği sorgulanmalıdır.
Günümüzde kamu personel rejiminde unvanlar arasındaki farklılıklar yalnızca kadro dereceleriyle sınırlı değildir. Ek göstergeler, özel hizmet tazminatları, zam ve tazminatlar, görev sorumlulukları, kariyer yapıları ve diğer özlük hakları da birçok unvan arasında farklılık yaratmaktadır. Dolayısıyla, aynı öğrenim şartlarını taşıyan, aynı hizmet süresini tamamlayan ve mevzuatın öngördüğü diğer koşulları sağlayan personelin yalnızca kadro unvanı nedeniyle farklı derece sınırlarına tabi tutulması, günümüzde sorgulanmayı hak eden bir durumdur.
Asıl tartışılması gereken konu, belirli bir unvanın derece sınırının yükseltilmesi değil, kadro derece sisteminin bütüncül olarak yeniden ele alınmasıdır. Eğer derece sınırları korunacaksa, bunun objektif, ölçülebilir ve tüm unvanlara eşit şekilde uygulanabilir kıstaslara bağlanması gerekmektedir. Bu kıstasların oluşturulması mümkün değilse, öğrenim durumu, hizmet süresi ve diğer yasal şartları taşıyan tüm personelin kadro unvanından bağımsız olarak birinci dereceye kadar yükselebilmesine olanak tanıyacak yeni bir yaklaşım değerlendirilmelidir.
Kamu personel sisteminde adaletin sağlanması yalnızca ücretlerde değil, kariyer imkanlarında, yükselme süreçlerinde ve özlük haklarının dağılımında da önem taşımaktadır. Aynı sistem içinde yer alan personelin hangi gerekçelerle farklı derece sınırlarına tabi tutulduğunun açıklanamadığı bir yapı, günümüz kamu yönetimi anlayışı açısından yeniden gözden geçirilmelidir.



