Yemen hükümeti Husi saldırısı karşısında neden çöktü?

Yemen hükümeti, Muha ve stratejik adalardan çekilirken Husi güçleri Babu’l Mendeb’de üstünlük sağladı. Çöküşün nedenleri ve bölgesel etkileri değerlendiriliyor.

Yemen’de Husi güçlerinin Meyyun Adası’nı ele geçirmesi ve hükümete bağlı birliklerin Perim Adası’ndan çekilmesi, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babu’l Mendeb Boğazı’nda dengeleri değiştirdi. Gelişmeler, uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti güçlerinin batı kıyısındaki mevzilerinin kısa sürede dağılmasının ardından yaşandı.

Bu tablo, Husilerin yaklaşık bir hafta süren çatışmaların sonunda Kızıldeniz kıyısındaki Muha kentini ele geçirmesinden bir gün sonra ortaya çıktı. Oysa geri çekilmeden hemen önce hükümet güçlerinin bölgede ilerleme kaydettiği yönünde haberler geliyordu. Cephe hatlarının birkaç saat içinde çözülmesi, sahadaki askeri kapasite ve komuta yapısına ilişkin soru işaretlerini artırdı.

Bir Husi yetkilisi, grubun Meyyun Adası’nda kontrolü sağladığını ve Babu’l Mendeb üzerindeki hakimiyetini tamamladığını The New Arab’a açıkladı. Reuters da iki hükümet kaynağına dayanarak birliklerin Perim Adası’ndan ayrıldığını bildirdi. Söz konusu boğaz, Kızıldeniz üzerinden Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na uzanan, enerji sevkiyatı ve uluslararası ticaret açısından kritik bir deniz geçiş noktası niteliğinde.

Hükümet güçlerinin batı kıyısındaki geri çekilmesi Muha ile sınırlı kalmadı. Birlikler daha önce Hays ve el-Vaziiyye ilçelerinden ayrılmıştı. Hükümet kaynakları, askerlere çarşamba akşamı Muha’yı terk etme emri verildiğini, ancak kararın gerekçesinin açıklanmadığını belirtti. Çekilmenin resmi olarak “yeniden konuşlanma” kapsamında olduğu ifade edildi.

Ardından kentteki Müşterek Kuvvetler karargahları boşaltılmaya başlandı. Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi üyesi Korgeneral Tarık Salih, perşembe günü batı kıyısındaki birliklere saflarını yeniden düzenleme talimatı verildiğini duyurdu. Salih, Husilerin yoğun ateş desteği ve çeşitli silahlarla cepheleri yarmasının ardından Muha’nın güneyinde yeni bir komuta merkezi oluşturulduğunu söyledi.

Salih ayrıca Ulusal Direniş, Amalika, Vatan Kalkanı ve Taiz’in batı eksenindeki birliklerin çatışmalarda kayıplar verdiğini belirtti. Yeni merkezin, Arap Koalisyonu ve Liderlik Konseyi ile yapılan istişarelerin ardından güvenli bir bölgede kurulmasına karar verildiğini aktardı. Ancak Salih’in bulunduğu yer, komutasındaki birliklerin son durumu ve açıklanan merkezin konumu hakkında daha sonra resmi bir bilgi paylaşılmadı. Doğrulanmamış bazı haberlerde merkezin Zubab bölgesinde olabileceği öne sürüldü.

Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi, Müşterek Kuvvetler Komutanlığı ve Savunma Bakanlığı da yeniden yapılanma açıklamasının ardından birliklerin akıbetine ilişkin ayrıntı vermedi. Bu sessizlik, hükümet güçlerinin kısa süre önce ilerleme sağladığını duyurmuş olması nedeniyle Yemen’deki gelişmelerin nasıl bu kadar hızlı tersine döndüğüne dair tartışmaları derinleştirdi.

Muha’nın stratejik konumu

Muha, çatışmaların son günlerinde yoğun Husi baskısı altındaydı. Kent, çok sayıda füze ve patlayıcı yüklü insansız hava aracıyla hedef alınırken Husilerin Taiz’in batısındaki cephelere binlerce savaşçı göndermesi ilerleyişi hızlandırdı.

Taiz vilayetinin güneybatısında bulunan Muha, vilayet merkezine yaklaşık 90 kilometre, Babu’l Mendeb Boğazı’na ise yaklaşık 60 ila 70 kilometre uzaklıkta. Enerji ticareti ve petrol taşımacılığının önemli güzergahlarından birine yakınlığı, kentin askeri değerini artırıyor. Muha aynı zamanda Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi’ne bağlı başlıca askeri yapılardan Müşterek Kuvvetlerin karargahına ev sahipliği yapıyordu.

Bu yapı içinde Tarık Salih komutasındaki Ulusal Direniş, Ebu Zara el-Muharrami’nin liderliğindeki Amalika Tugayları ve Tihame Direniş Tugayları bulunuyor. Yaklaşık 30 tugaydan oluşan Müşterek Kuvvetler, 2026’nın başında Suudi Arabistan’ın doğrudan denetimi altında yeniden yapılandırılarak beş ana tümen ve kuvvet halinde düzenlendi. Yapı içinde Cumhuriyet Muhafızları, Tihame ve Zeranik Tugayları, Amalika birlikleri, deniz gücü ve özel güvenlik unsurları yer alıyor.

Gözlemciler bu oluşumu, Babu’l Mendeb’in güney girişini koruyabilecek önemli bir askeri güç ve bütünleşik bir kurumsal yapı olarak değerlendiriyordu. Ancak Muha’nın kaybedilmesi ve adalardan çekilme, bu yapının saha koordinasyonu ile komuta bütünlüğünün ciddi biçimde sınandığını gösterdi.

Husiler: Deniz trafiği güvende

Husi siyasi büro üyesi Hizam el-Esed, örgütün kıyı bölgelerindeki operasyonlarını Yemen egemenliğini güçlendirmeye ve ülkenin iç güvenliğini tehdit eden unsurlarla mücadele etmeye dönük ulusal bir faaliyet olarak tanımladı.

El-Esed, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de deniz ulaşımı ile uluslararası ticaretin düzenli ve güvenli olduğunu savundu. Yemen tarafından bu trafiğe yönelik bir tehdit bulunmadığını ileri süren Husi yetkili, operasyonların önceden belirlenen hedeflerle sınırlı ve savunma amacı taşıdığını söyledi. Babu’l Mendeb’den geçişler için ücret alma planları olup olmadığı sorusuna ise olumsuz yanıt verdi.

Sana Stratejik Araştırmalar Merkezi yöneticilerinden Yasmine el-Eryani, hükümet birliklerinin önceki dönemde büyük ölçüde savunmada kaldığını belirtti. El-Cevf’teki karşı operasyonların, Husi güçlerini dağıtmak ve Muha üzerindeki baskıyı azaltmak amacı taşıyan istisnai bir girişim olduğunu ifade eden Eryani, Husilerin ağır kayıplara rağmen ilerlemekte ısrar etmesini hızlı sonuç alma hedefinin işareti olarak değerlendirdi.

Eryani’ye göre saldırının zamanlaması, bölgesel gerilimle birlikte ele alındığında İran’ın tırmanma stratejisiyle örtüşüyor izlenimi veriyor. Babu’l Mendeb’de ücret ya da hizmet düzenlemesi oluşturulmasının ise küresel deniz taşımacılığı açısından tehlikeli bir emsal yaratabileceği uyarısında bulundu.

Suudi Arabistan’ın tutumu belirsiz

Hükümet güçlerinin performansını değerlendiren Eryani, birliklerin kapasite ve uyumunda kısmi iyileşmeler görülse de çatışmaların ortak askeri komuta oluşturma sorununu yeniden ortaya çıkardığını söyledi. Ona göre Yemen hükümeti, yüksek savaş deneyimine sahip Husiler karşısında gerekli birleşik komuta ve disiplinli savunma anlayışını henüz kurabilmiş değil.

İnsansız hava araçları ve hava gücünün savaşın niteliğini değiştirdiğini, ancak tek başına sonucu belirleyemeyeceğini belirten Eryani, askeri moralin de kırılgan olduğunu vurguladı. Husilerin, diğer birliklerden destek gelip gelmeyeceğine dair şüpheleri artıran bir bilgi savaşı yürüttüğünü savundu. Husilere karşı etkili bir ilerleme için birden fazla cephede eş zamanlı ve koordineli seferberlik gerektiğini, son çatışmalarda bunun sağlanamadığını ifade etti.

Yaşanan geri çekilmeye rağmen Eryani, çatışmaların bazı Yemenlilerde Sana’ya ilerleme ve devlet kurumlarını yeniden kurma ihtimaline dair beklentiyi en azından psikolojik olarak canlandırdığını söyledi. Bununla birlikte savaşın hâlâ değişken olduğunu ve mevcut gelişmelerden kesin sonuçlar çıkarmak için erken bulunduğunu belirtti.

Suudi Arabistan’ın hesaplarının da netleşmediğini kaydeden Eryani, Riyad’ın geniş çaplı bir askeri operasyona açık destek verdiğine dair işaret bulunmadığını söyledi. Suudi yönetiminin, Husi provokasyonları olarak nitelendirilen gelişmelere rağmen diplomatik kanalları açık tutmaya devam ettiğini belirten Eryani, bununla birlikte Yemen hükümetine önemli ölçüde destek sağlandığını ve askeri karşılık konusundaki değerlendirmelerde Riyad’ın rolünün muhtemel olduğunu ifade etti.

Eryani, çatışmanın sonucunu hiçbir dış aktörün Yemen adına belirleyemeyeceğini vurguladı. Deniz güvenliği ve sınır ötesi saldırıların önlenmesi gibi bölgesel ve uluslararası öncelikler hükümete müttefik kazandırabilir; ancak bunlar, istikrarlı bir devlet için gerekli ortak Yemen siyasi iradesinin yerini tutmuyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu