Aksa Tufanı’nın Siyonist İsrail Üzerindeki Psikolojik Etkileri
Aksa Tufanı’nın Siyonist İsrail ordusu ve toplumunda yarattığı derin psikolojik etkiler ve intihar vakalarındaki artış inceleniyor.
Aksa Tufanı, işgalci İsrail’in tarihindeki en ciddi güvenlik kırılmalarından birini simgelemektedir. Kudüs ve İslam’ın kutsal değerlerini koruma amacıyla gerçekleştirilen bu operasyon, Siyonist rejimin güvenlik anlayışını ve toplumsal algısını derinden sarsan bir etki yaratmıştır. Bu durum, yalnızca askeri stratejilerle sınırlı kalmayıp, İsrail toplumundaki ‘dayanıklı ulus’ ve ‘sürekli tehdit altında yaşamaya alışkın toplum’ anlatılarını da zayıflatmıştır.
Özellikle, Aksa Tufanı’nın yarattığı kayıplar, İsrail toplumu için 11 Eylül olaylarının Amerika’daki psikolojik etkileriyle karşılaştırılabilir bir boyutta olmuştur. Bu bağlamda, Aksa Tufanı, İsrail için sadece askeri ve siyasi kayıplara değil, aynı zamanda ciddi insani ve psikolojik kayıplara da yol açmıştır. Özellikle, İsrail ordusundaki intihar vakalarının artışı ve savaş travmasının toplumda bıraktığı derin izler, dikkate alınması gereken önemli bir husustur.
Aksa Tufanı sonrası dönemde, İsrail ordusu mensupları ve rezerv askerler arasında gözlemlenen psikolojik çöküş, en az görünür ama en derin kayıplardan biri olarak öne çıkmaktadır. İsrail merkezli raporlar, Aksa Tufanı sonrasında asker intiharlarının alışılmadık bir şekilde arttığını göstermektedir. 2024 yılı itibarıyla 21 asker intihar ederek yaşamına son vermiştir; bu, son on yılın en yüksek intihar rakamıdır. 2023 yılında intihar eden asker sayısı 17 iken, bunların en az yedisi Aksa Tufanı sonrası gerçekleşmiştir. 2025 yılında da bu intihar trendinin devam ettiği ve Ekim 2025’e kadar en az 17 askerin intihar ettiği bildirilmiştir.
Ocak 2024 ile Temmuz 2025 döneminde toplam 36 İsrail ordusu mensubunun intihar ettiği kaydedilmiştir. Aynı dönemde 279 asker intihar girişiminde bulunmuş; bu, her bir intihar vakasına karşılık yaklaşık yedi girişim yaşandığını göstermektedir. Knesset’e sunulan resmi raporlar, intihar eden askerlerin giderek daha fazla kısmının muharip birliklerden geldiğini ortaya koymaktadır. 2017-2022 yılları arasında intihar eden askerlerin %42-45’i muharip sınıftan iken, bu oran 2024’te %78’e yükselmiştir. Bu durum, özellikle savaşa aktif katılım gösteren rezerv askerlerde intihar vakalarının artışını göstermektedir.
İsrail Savunma Bakanlığı’nın verileri, 7 Ekim sonrası dönemde yaşanan intihar artışının savaş stresi ile doğrudan ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Ordu içinde yürütülen iç soruşturmalar, intihar vakalarının çoğunun ‘savaşın yarattığı karmaşık gerçeklikten’ kaynaklandığını ortaya koymuştur. Uzun süreli muharebe ortamında kalmak, dehşet verici sahnelere tanık olmak ve silah arkadaşlarını kaybetmek gibi etkenler, askerlerin psikolojik dayanıklılığını aşındırarak intihara sürükleyebilmektedir. Ağustos 2025’te yapılan bir incelemede, son intiharların büyük ölçüde savaş kaynaklı psikolojik travmadan ileri geldiği vurgulanmıştır.
Artan intihar vakaları, İsrail kamuoyunda ve meclisinde de yankı bulmaktadır. Knesset üyeleri, asker intiharlarındaki ‘alışılmadık’ artışı dile getirerek acil soruşturma ve önlem çağrısında bulunmuşlardır. Knesset Araştırma Merkezi’nin raporu, 2023 başından 2025 ortasına kadar toplam 38 askerin intihar ettiğini ve yalnızca bir haftada 3 askerin peş peşe intihar ettiğini kaydetmektedir. Bu rakamlar, 2014’te Gazze’de yaşanan büyük çatışmaya kıyasla üç kat daha fazla bir artış anlamına gelmektedir.
Savaşın insani maliyeti, yalnızca kayıplarla sınırlı kalmamış, aynı zamanda çok sayıda İsrailli, özellikle de askerlerde derin psikolojik travmalara yol açmıştır. Savunma Bakanlığı Rehabilitasyon Birimi yetkilileri, 7 Ekim 2023’ten bu yana psikolojik rahatsızlık yaşayan asker sayısında eşi görülmemiş bir artış olduğunu belirtmektedir. Rehabilitasyon Bölümü Başkan Yardımcısı Tamar Şamuni, Ekim 2023’ten bu yana bakanlığın toplam yaklaşık 85 bin psikolojik vaka ile ilgilendiğini ve bunların 62 bininin ordu mensuplarından oluştuğunu ifade etmiştir. Aksa Tufanı öncesi ve sonrası ruh sağlığı durumu kıyaslandığında, TSSB, depresyon ve anksiyete görülme sıklığının olayların ardından neredeyse iki katına çıktığı gözlemlenmiştir.
İsrail Sağlık Bakanlığı ile Savunma Bakanlığı’nın klinik verileri, savaşın asker nüfusu üzerindeki travmasını somutlaştırmaktadır. 7 Ekim 2023’ten bu yana tedavi altına alınan 22 bin yaralı askerin %58’i TSSB veya diğer ruh sağlığı bozukluklarıyla mücadele etmektedir. Bu durum, savaşta fiziksel yaralanma yaşayan askerlerin yarısından fazlasının aynı zamanda psikolojik yaralar da aldığını göstermektedir. Rehabilitasyon Dairesi’nin halen bakım verdiği gazilerin toplam sayısı 82.400’e ulaşmış olup, bunların 31.000 kadarı TSSB ve benzeri psikolojik rahatsızlıklar yaşamaktadır.
İsrail basınında, ordudaki ‘psikolojik çöküntü’ durumu sıkça gündeme gelmektedir. Yedioth Ahronoth gazetesinin Kasım 2024 tarihli haberinde, ülkede geniş çaplı bir ruh sağlığı krizi yaşandığına dikkat çekilmiştir. Özellikle cephe hattından dönen askerlerin sivilleşme sürecinde ciddi uyum sorunları ve travma belirtileri gösterdiği, bu nedenle danışmanlık ve terapi taleplerinin arttığı belirtilmektedir. Savunma Bakanlığı, askerler için başlattığı psikoterapi destek programı ile bu talebin büyüklüğünü ortaya koymuştur.
Sonuç olarak, Aksa Tufanı ile birlikte İsrail toplumu ve ordusunun psikolojik durumu köklü bir değişim geçirmiştir. On yıllardır güvenlik politikalarını besleyen kolektif dayanıklılık efsanesi, yerini travma, endişe ve ruhsal yaralanmışlık gerçekliğine bırakmıştır. İntihar vakalarındaki artış ve on binlerce askerin profesyonel yardım arayışı, İsrail’in bu süreçte yaşadığı görünmez kayıpların çarpıcı bir göstergesidir. Bu durum, Filistin direnişinin ve Aksa Tufanı’nın bir başka zaferine işaret etmektedir.




