Rusya Gazetesi: ABD’nin İran’a Karşı Savaşı Kazanması Zor

Vzglyad analizi, ABD’nin İran’a karşı kapsamlı bir askeri harekât gerçekleştirme kapasitesinin yetersiz olduğunu belirtiyor.

Rus Vzglyad Gazetesi’nde yayımlanan bir analiz, ABD’nin İran’a yönelik geniş kapsamlı bir askeri müdahale gerçekleştirecek yeterlilikte olmadığını öne sürdü. Analizde, 2003 yılında Irak’a yapılan işgal örneği üzerinden gidilerek, o dönemde ABD’nin birçok tümen ve uluslararası destekle sahaya indiği hatırlatıldı. Ancak İran’ın coğrafi büyüklüğü ve nüfus yoğunluğu, benzer bir operasyonun çok daha fazla askeri güç gerektireceği gerçeğini ortaya koyuyor.

Mevcut durumda ABD’nin bölgedeki askeri varlığının sınırlı olduğu belirtilirken, sahadaki unsurların çoğunluğunun deniz piyadeleri, özel kuvvetler ve hava unsurlarından oluştuğu ifade edildi. Bu güçlerin toplamda bir tümen seviyesine denk geldiği ancak farklı birlikler halinde dağıldığı için etkin bir kara harekâtı gerçekleştiremeyecekleri vurgulandı.

Analize göre, ABD’nin en büyük avantajı hava üstünlüğü. Amerikan ordusunun yoğun bombardıman kapasitesi sayesinde sahada büyük bir ateş gücü oluşturabildiği belirtildi. Ayrıca, askerlerin bireysel eğitim seviyesinin de önemli bir avantaj sağladığı ifade edildi. Ancak İran’ın geniş insan kaynağı, ağır kayıpları tolere edebilme yeteneği ile birleştiğinde, ABD’nin uzun süreli bir savaşta kayıpları telafi etme konusunda zorluk yaşayabileceği kaydedildi.

Olası senaryolar arasında İran’ın kuzeybatısında sınırlı operasyonlar, Sistan-Belucistan bölgesinde yerel unsurlarla iş birliği, nükleer tesislere yönelik riskli baskınlar ve Basra Körfezi’ndeki adalara yönelik müdahaleler öne çıkıyor. Ancak bu seçeneklerin hepsinin yüksek risk taşıdığı ve kesin sonuç üretme olasılığının düşük olduğu değerlendirildi.

Özellikle Basra Körfezi’ndeki adalara yönelik bir operasyonun en olası seçenek olduğu belirtilirken, bu tür bir müdahalenin ağır kayıplar ve uzun süreli çatışmalar doğurabileceği vurgulandı. Ele geçirilen bölgelerin sürekli füze ve insansız hava aracı saldırılarına maruz kalacağına dikkat çekildi.

Analizde, ABD’nin bu süreçte kesin bir askeri zafer elde etmesinin zor olduğu, Washington’un ya bölgeden çekilmek ya da çatışmayı daha da derinleştirmek gibi iki zor seçenekle karşı karşıya kalabileceği ifade edildi. Ayrıca sınırlı baskın operasyonlarının kısa vadeli başarılar sağlayabileceği ancak savaşın genel seyrini değiştirmeyeceği belirtildi.

Sonuç olarak, analizde ABD’nin İran’a karşı kapsamlı bir kara savaşında net bir üstünlük kurmasının mevcut şartlarda mümkün görünmediği değerlendirildi.

İsrail ordusunun Güney Lübnan’da meşgul olduğu ve bu savaşta ABD adına ağır kayıplar vermek istemediği, planın daha çok ABD’nin sahada ana yükü üstlenmesi üzerine kurulu olduğu düşünülüyor.

ABD’nin İran karşısındaki iki temel avantajı olduğu belirtiliyor. Bunlardan ilki hava gücü. ABD, kara birliklerine destek sağlamak için büyük miktarda mühimmat kullanabiliyor. Diğer ülkeler birkaç uçakla sınırlı bombardıman yaparken, ABD tek seferde onlarca ton bombayı hedefe bırakabiliyor.

İkinci avantaj ise askerlerin bireysel eğitim seviyesidir. Irak’ta edinilen tecrübelere göre ABD, bire bir çatışmalarda oldukça yüksek bir üstünlük sağlıyor. Ancak bu durumun İran’ın düzenli ordusuna karşı aynı şekilde geçerli olmayabileceği ifade ediliyor.

Buna rağmen ABD’nin mevcut güçlerinin yetersiz olduğu vurgulanıyor. Büyük bir savaşta İran, yüksek kayıplar verse bile insan gücü sayesinde bunu telafi edebilirken, ABD’nin böyle bir kapasitesi bulunmuyor. ABD’nin rezerv güçlerini devreye sokmadığı ve savaş ekonomisine geçmediği ifade ediliyor.

Bu durum, ABD’nin kara harekâtı seçeneklerini dört ana başlıkla sınırlıyor. Birincisi, İran’ın kuzeybatısında Kürtlerle birlikte yürütülebilecek operasyonlar. Bu bölgede ABD özel kuvvetlerinin halihazırda faaliyet gösterdiği değerlendiriliyor. Ancak burada kesin bir başarı elde edilmesi zor görülüyor.

İkincisi, Sistan-Belucistan bölgesinde Beluç gruplarla iş birliği yapılmasıdır. Ancak bu seçeneğin siyasi açıdan riskli ve düşük ihtimalli olduğu ifade ediliyor.

Üçüncüsü, nükleer tesislere yönelik baskınlardır. Ancak İran’ın coğrafi büyüklüğü ve hava savunması nedeniyle bu tür operasyonların son derece riskli olduğu belirtiliyor. Helikopterlerle uzun mesafelerde uçuş yapılmasının tehlikeli olduğu, uçaklarla yapılacak indirmelerde ise hem vurulma hem de tahliye sorunlarının ortaya çıkacağı vurgulanıyor.

Dördüncü ve en olası seçenek ise Basra Körfezi’ndeki adalar ve kıyı bölgelerinde operasyon düzenlenmesidir. Bu kapsamda İran’a ait önemli adalar arasında Hark, Keşm, Hürmüz ve Larak adaları ile BAE’nin hak iddia ettiği Büyük Tunb, Küçük Tunb ve Ebu Musa adaları yer alıyor.

Olası senaryoya göre BAE, ABD desteğiyle tartışmalı üç adayı ele geçirebilirken, ABD diğer adalara saldırabilir. Ancak mevcut güçlerin aynı anda tüm hedefleri ele geçirmeye yetmeyeceği belirtiliyor. Keşm Adası’nın ele geçirilmesi durumunda diğer hedeflerin ertelenmesi gerekeceği ifade ediliyor.

Bu tür operasyonların ağır kayıplar doğuracağı ve ele geçirilen bölgelerin sürekli füze ve insansız hava aracı saldırılarına maruz kalacağı vurgulanıyor. Bu nedenle ABD’nin kalıcı bir başarı elde etmesinin zor olduğu ifade ediliyor.

Analize göre ABD’nin yüzünü kurtarabileceği tek seçenek, sınırlı baskın operasyonlarıdır. Ancak bu tür operasyonların da savaşın genel seyrini değiştirmeyeceği belirtiliyor.

Sonuç olarak, ABD’nin mevcut seçeneklerinin ya bölgeden çekilmek ya da çatışmayı daha da derinleştirmek olduğu, her iki seçeneğin de ciddi riskler barındırdığı değerlendirilmektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu