Dünyayı Değiştirmek İçin Önce Kendimize Bakmalıyız
Dünyayı değiştirmek isteyen insanın önce kendi tutum ve davranışlarını sorgulaması gerekir. Büyük dönüşüm, küçük ama samimi iyiliklerle başlar.
Dünyada yaşanan adaletsizlikler, savaşlar, zulüm ve merhamet eksikliği karşısında çoğu zaman aynı dileği dile getiriyoruz: Dünya değişmeli. Her gün yeni bir acıya tanıklık ederken insanların birbirine yabancılaşmasından yakınıyor, daha adil ve daha merhametli bir hayat istiyoruz.
Ancak bu isteğin yanında kendimize yöneltmemiz gereken önemli bir soru var: Dünyayı değiştirmek isterken kendimizi değiştirmeye ne kadar hazırız?
Değişimi genellikle dışarıda arıyor, başkalarının davranışlarının düzelmesini bekliyoruz. Komşumuzun daha duyarlı, yöneticilerin daha adil, toplumun daha vicdanlı olmasını istiyoruz. Fakat sorumluluk bize ulaştığında çoğu zaman sessiz kalıyoruz.
Kur’an-ı Kerim’de bu konuda önemli bir ölçü hatırlatılır: “Şüphesiz bir kavim, kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)
Belki de bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, dünyayı bir anda değiştirecek büyük adımlar değil; kendi hayatımızda atacağımız küçük ve samimi adımlardır. Bir insanın kalbini kırmaktan kaçınmak, uzun süredir konuşmadığımız bir yakını aramak, bize yapılan bir kötülüğü bağışlamak ya da kul hakkı konusunda daha hassas davranmak bu değişimin başlangıcı olabilir.
Soframızdaki nimetleri düşünürken açlık çekenleri hatırlamak, Gazze’deki çocukların yaşadığı acı karşısında yalnızca üzülmekle yetinmemek ve onların bize hatırlattığı adalet ile merhamet sorumluluğunu kendi hayatımıza taşımak da aynı sorumluluğun parçasıdır.
İnsan, başkalarının hayatını düzeltmeye çalışmadan önce kendi kalbine bakmalıdır. İçimizde kin varken adaletten, dilimizi incitici sözlerden koruyamazken merhametten söz etmek ne kadar anlamlıdır? Kendi çıkarımız uğruna başkasının hakkını görmezden geliyorsak dünyadaki adaletsizlikleri eleştirmemiz ne ölçüde samimidir?
Asıl mesele belki de burada düğümleniyor. Dünya dediğimiz yapı, tek tek insanlardan oluşuyor. Bir kişinin değişimi ailesini, bir ailenin dönüşümü çevresini, bir çevrenin iyileşmesi de toplumu etkileyebilir. Büyük değişimler çoğu zaman kimsenin fark etmediği küçük iyiliklerle başlar.
Bir tebessüm, bir sadaka, içten bir özür, karşılıklı helalleşme, bir yetimin başını okşamak veya mazlumun yanında durmak; bütün bunlar değişimin sessiz fakat güçlü adımlarıdır.
Bu nedenle herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: “Dünyanın değişmesini beklerken ben kendimde neyi değiştirdim?”
Bazen bütün dünyayı düzeltmeye çalışırken kendi gönlümüzdeki kırıkları fark etmeyebiliriz. Oysa gerçek dönüşüm dışarıdan değil, insanın kendi içinden başlar. Dünyayı değiştirmek istiyorsak önce davranışlarımızı, niyetlerimizi ve başkalarına karşı tutumumuzu gözden geçirmeye hazır olmalıyız.
Belki Allah’ın bizden beklediği, dünyayı tek başımıza değiştirmemiz değil; kendi payımıza düşen iyiliği ertelemeden yerine getirmemizdir.
İslami Haber Mirat




