Der Spiegel’in SDG Eleştirisi: Gecikmiş Bir Yüzleşme
Der Spiegel, SDG’ye yönelik eleştirileriyle Batı’nın Suriye’deki yaklaşımını sorguluyor.
Mehmet Garip Tanyıldızı/Akşam
Alman Der Spiegel dergisi, Suriye’deki SDG/YPG’ye yönelik eleştirilerini, Batı’nın Suriye’ye dair kimlik merkezli ve propaganda temelli yaklaşımının gecikmiş bir itirafı olarak değerlendiriyor. Derginin internet sitesinde yayımlanan ve “Suriye’deki en güçlü Kürt milis grubu hangi oyunu oynuyor?” başlıklı analiz, SDG’nin iktidarını sürdürmek için Suriye’yi yeni bir iç savaşa sürükleme riskini ve geçmişteki uygulamalarını sorguluyor.
Analiz, SDG’nin bölgeden çekildiği haberini alan Arapların Fırat’ı geçerek köylerine dönüşünü betimleyen edebi bir tasvirle başlıyor. Yıllar süren sürgünün ardından, soğuk ve yağmura rağmen köylülerin nehirde akıntıya karşı kürek çekerek ilerlemesi ve kutlamalar, “eski kurtarıcılardan kurtuluş” sevinci olarak tanımlanıyor. Bu sahne, Batı kamuoyuna sunulan “demokrasi projesi”nin aslında o kadar da demokratik olmadığına dair bir itiraf olarak kullanılıyor.
Analizde, SDG’nin IŞİD’le mücadele sürecinde ABD’nin askeri desteğiyle büyüdüğü, Arapların çoğunlukta olduğu ve petrol ile gaz kaynakları bakımından zengin bölgelerde kontrolü ele geçirdiği belirtiliyor. SDG’nin hâkimiyetini silah zoruyla sürdürdüğü, muhalefeti bastırdığı ve ekonomik baskılarla halkı yıldırdığı ifade ediliyor. Ayrıca, yerel yönetimlerin aslında PKK merkezli bir hiyerarşi tarafından kontrol edildiği vurgulanıyor.
Yazıda dikkat çeken bir diğer nokta, “IŞİD’le mücadele” argümanının muhaliflere karşı bir politik silah olarak kullanıldığıdır. SDG, Batı’da seküler imajı, kadın savaşçı fotoğrafları ve özyönetim söylemleriyle romantize edilerek desteklenmiştir. Bu anlatım, Batı’nın SDG ile kurduğu fiili ortaklığı ahlaki bir çerçeveye oturtmanın bir aracıydı.
Der Spiegel’in bu eleştirileri, söz konusu anlatımın geçerliliğini yitirdiğini gösteriyor. Dergi, Avrupa’daki birçok çevrenin nasıl bir propaganda fanusunun içinde yaşadığını da ortaya koyuyor. Ancak Der Spiegel’in geç gelen bu aydınlanması, eksik bir yüzleşme içeriyor. Dergi, bu anlatının kimler tarafından ve hangi politik amaçlarla üretildiğini sorgulamıyor.
SDG’nin baskıcı yönlerini anlatırken bile dikkatli bir denge gözeten yazı, Batı kamuoyuna sunulan hikâyenin çöküşünü bilinçli olarak sınırlı bir şekilde ele alıyor. Sorun, bir “yanlış uygulama” veya “otoriterleşme” meselesi gibi yansıtılıyor. Batı medyası, halk iradesine dayanmayan ve silahlı güçle ayakta duran bir yapıyı neden yıllarca “demokrasi projesi” olarak sunduğunu sorgulamıyor.
Çünkü Batı’nın SDG’ye bakışındaki yanlışlık, sadece SDG ile sınırlı değil. Der Spiegel’in itirafına sığmayan gerçek, Batı’nın Suriye’ye ve bölgeye yönelik bakış açısındaki yanlışlığın temelinde “kimlik” meselesinin yattığıdır. SDG’nin tercih edilmesi, tesadüfi bir durum değildir.




