Bitmeyen İllüzyon: Batı Uygarlığının Gerçek Yüzü
Batı uygarlığı, demokrasi ve özgürlük maskesi altında ne tür bir gerçeklik barındırıyor? Vahşet ve sömürü tarihine dair çarpıcı bilgiler.
Bitmeyen İllüzyon: Batı Uygarlığının Gerçek Yüzü
Prof. Dr. Mazhar Bağlı / Star Açık Görüş
Medya kapitalizmi, ranta dayalı küresel sermaye, başarı odaklı eğitim, insan aklını ve duygularını yönlendiren teknik icatlar, bilimsel bilgi skolastizmi ve yeni modern epistemoloji ile şekillenen bir dünya ile karşı karşıyayız. Bu yapılar dışında alternatif bir dünya varlığını kim dile getirebilir?
Amerika’nın resmi kayıtlarına göre, 15. yüzyıl ile 18. yüzyıl arasında Afrika’dan 12 milyon insan zorla köleleştirildi ve insanlık dışı koşullarda pazarlandılar. Belçika, sadece 30.000 km²’lik bir alana sahip olmasına rağmen, 2.344.458 km² yüzölçümüne sahip Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ni sömürgeleştirdi. Sömürge döneminde on milyonlarca insanın katledildiği ve birçok insanın uzuvlarının kesildiği belgelerle kanıtlanmıştır. Belçika Kralı II. Leopold, kölelerin kauçuk hasadındaki eksiklikleri cezalandırmak için ellerini kestirerek bu acımasızlığı simgeleyen bir figür haline gelmiştir.
19. ve 20. yüzyılda, Batılı sömürgeci ülkeler, medeni olmayan ve ilkel olarak gördükleri insanları demir kafeslerde sergilemişlerdir. Emperyalistlerin bu uygulamaları, binlerce insanı ölümle yüz yüze getirmiştir. 1904 yılında, Amerikalı misyoner Samuel Philips Verner tarafından kaçırılan Ota Benga, insanat bahçelerinde maymunlarla birlikte sergilenmiştir. Ota, bu insanlık dışı muameleye dayanamayarak intihar etmiştir.
Çarlık Rusya’sında ise, 19. yüzyılda Çerkeslere yönelik gerçekleştirilen sistematik katliamlar sonucunda yaklaşık 1.5 milyon insan hayatını kaybetmiştir. Rus generallerinin, bu katliamları öven marşlar söylettiği ve kadınlara yönelik tecavüzleri teşvik ettiği bilinen bir gerçektir. Ayrıca, İngilizler 1919 yılında Hindistan’da Müslümanlara karşı gerçekleştirdikleri Amristar katliamında 30.000 insanı birkaç dakika içinde öldürmüşlerdir.
Bu örnekler, Batı uygarlığının demokrasi ve özgürlük gibi kavramların arkasında yatan karanlık yüzünü gözler önüne sermektedir. Rusya’nın Afganistan’ı işgali sırasında, modern dünyanın süper güçleri burada dört milyondan fazla masum insanı katletmiştir. ABD, Irak’ı işgal ederek 1.5 milyon insanı öldürmüştür. 1948 yılında kurulan İsrail, beş milyon Filistinliyi yerinden etmiştir. Bu vahşetlerin hepsi, ‘demokrasi, özgürlük ve insan hakları’ gibi değerlerin maskesi altında gerçekleşmiştir.
Bu durumun arkasında iki önemli mesele bulunmaktadır. Batı medeniyetinin insan olma anlayışının ‘vaftiz’ ile olan bağlantısı ve Tanrı ile insan arasındaki kopukluk. Bu travmanın etkisiyle, Batı dünyası sağlıklı bir tutum sergileyemez. Medya, sermaye, eğitim, teknoloji ve bilgi kuramı gibi araçlar, küresel zorbalık sistemini besleyen unsurlar haline gelmiştir. Bu araçların kurucu babaları, bu savaşın kazanılmasını neredeyse imkansız kılmaktadır.
Batı uygarlığı, tüm bu vahşetlerin üstünü örtmek için ‘demokrasi’ ve ‘özgürlük’ gibi kavramları kullanmaktadır. Bu illüzyon, 1839’da Tanzimat Fermanı ile başlamış ve Müslümanların ‘gavura gavur’ diyemez hale gelmesine yol açmıştır. Bu aldanmaya devam ettiğimiz sürece, Batı’nın yarattığı illüzyon son bulmayacaktır.




