Almanya’da görünmez duvar: Doğu ve Batı arasındaki fay
Almanya’da görünmez duvar, birleşmenin üzerinden 35 yıl geçmesine rağmen Doğu ve Batı arasındaki siyasi, ekonomik ve toplumsal ayrışmayla varlığını koruyor.
Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ve iki Almanya’nın resmen birleşmesinin üzerinden 35 yılı aşkın zaman geçti. Ancak ülkenin doğusu ile batısı arasındaki siyasi, toplumsal ve zihinsel ayrım ortadan kalkmadı. Doğu eyaletlerindeki son yerel seçimlerde aşırı sağcı Almanya için Alternatif’in (AfD), CDU, SPD, Yeşiller ve FDP’nin toplamına yakın bir oy gücüne ulaşması, geçmişten taşınan kırılmaların hâlâ canlı olduğunu gösterdi.
Bu ayrışmanın görünür işaretlerinden biri, Ocak 2015’teki PEGIDA gösterilerinde ortaya çıktı. İslam ve göçmen karşıtı hareketin çağrısıyla Dresden’de yaklaşık 20 bin kişi toplanırken, Batı Almanya’nın Köln kentinde eyleme katılanların sayısı 500’de kaldı. Köln’de protestoculara karşı kent genelindeki ışıklar, tarihi katedral de dahil olmak üzere, söndürüldü.
Birleşme deneyiminin bıraktığı izler
1989 sonrasında yaşanan süreç, Doğu Almanya’da birçok kişi tarafından eşit ortaklığa dayalı bir birleşmeden çok, kendi düzeninin ve kimliğinin değersizleştirilmesi olarak değerlendirildi. Doğu Almanya’nın çöküşüyle birlikte para birimi, eğitim sistemi ve ekonomik yapı değişti; bunun yanı sıra yaklaşık 2 milyon eğitimli ve nitelikli insan Batı’ya göç etti.
Doğu Alman devletinin sağladığı iş güvencesi, barınma imkanları ve fabrikalar etrafında şekillenen kolektif aidiyet kısa sürede ortadan kalktı. Bu yapıların yerini, birçok insan açısından güvencesiz ve sert bir kapitalist rekabet aldı. Birleşme sonrasında yaşanan ekonomik ve sosyal dönüşüm, Doğu’da yalnızca maddi kayıplara değil, aynı zamanda kuşaklar boyunca aktarılan bir dışlanmışlık duygusuna da zemin hazırladı.
İki Almanya’nın geçmişle hesaplaşma biçimleri arasındaki fark da bu tabloyu etkiledi. Batı Almanya, İkinci Dünya Savaşı döneminin suçlarıyla kurumsal düzeyde yüzleşerek bir hafıza ve sorumluluk kültürü geliştirirken, Doğu Alman yönetimi faşizmi daha çok kapitalizmin sonucu olarak tanımladı. Bu yaklaşım, toplumun geçmişle hesaplaşma sürecine farklı bir çerçeveden dahil olmasına yol açtı.
Friedrich Ebert Vakfı’nın araştırmasına göre Doğu eyaletlerinde demokrasiye güvensizlik ve memnuniyetsizlik yüzde 67’ye ulaştı. Bu bölgelerdeki seçmenlerin bir bölümü, devlet kurumlarını ve ana akım medyayı tarafsız yapılar olarak görmek yerine manipülasyon araçları şeklinde değerlendirmeye başladı. Almanya’da görünmez duvar, böylece yalnızca ekonomik farklılıklarla değil, kurumlara duyulan güven sorunu ve kimlik arayışıyla da güçlendi.
Aşırı sağın siyasi zemini
1990’ların başı, Doğu Almanya’da göçmenlere yönelik şiddet olayları ve yabancıların kaldığı yurtlara yönelik kundaklamalarla hatırlandı. Angolalı işçi Amadeu Antonio’nun dövülerek öldürülmesi de bu dönemin simge olaylarından biri oldu. “Beyzbol sopalı yıllar” olarak anılan süreçteki sokak şiddeti, sonraki yıllarda siyasi bir öfkeye dönüştü.
2013’te kurulan AfD, Doğu’daki mağduriyet anlatısını, Batı’ya yönelik tepkiyi ve kültürel kimlik arayışını siyasi söyleminin merkezine taşıdı. Partinin önde gelen isimlerinden Björn Höcke’nin Doğu Almanya’da Almanların, Batı Almanya’da ise Almanca konuşan Amerikalıların yaşadığı yönündeki sözleri, iki bölge arasındaki ideolojik ayrışmanın sertliğini ortaya koydu.
Güvenlik birimlerinin raporlarında AfD tabanında şiddet eğilimli ve sabıkalı yaklaşık 15 bin kişinin bulunduğu belirtildi. Aşırı sağcı şiddet mağdurlarına destek veren VBRG ise bir yıl içinde 3 bini aşkın ırkçı saldırı kaydetti. Bu veriler, siyasi kutuplaşmanın bazı bölgelerde gündelik güvenlik endişelerine dönüştüğüne işaret etti.
Göçmen kökenlilerde artan kaygı
Alman Uyum ve Göç Araştırmaları Merkezi’nin (DeZIM) verileri, Doğu eyaletlerinde yaşayan göçmen kökenli insanların aşırı sağın yükselişine ilişkin kaygılarını ortaya koydu. Bölge sakinlerinin yüzde 60’ı aşırı sağın siyasi söyleminden ciddi endişe duyduğunu ifade etti.
Göçmen kökenli katılımcıların yüzde 35’i, AfD’nin iktidara gelmesi halinde Doğu Almanya’yı terk etmeyi düşündüğünü söyledi. Katılımcıların yüzde 25’i ise Almanya’dan tamamen ayrılma ihtimalini değerlendirdiğini belirtti.
Tarihsel deneyimler, ekonomik dönüşüm, kurumsal güvensizlik ve kimlik siyaseti birlikte ele alındığında, Doğu ile Batı arasındaki ayrışmanın yalnızca geçmişe ait bir mesele olmadığı görülüyor. Almanya’da görünmez duvar, siyasi tercihlerden toplumsal korkulara kadar uzanan etkileriyle, birleşmenin üzerinden geçen 35 yılı aşkın sürenin ardından da ülkenin temel fay hatlarından biri olmayı sürdürüyor.


