İran, Hürmüz Boğazı’ndan Geçiş İçin Yeni Ücret Modeli Geliştiriyor

İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçen her varil için ‘akıllı geçiş ücreti’ uygulaması başlattı. Bu modelin detayları ve olası etkileri incelendi.

Sky News’in haberine göre, İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçişler için ‘akıllı geçiş ücreti’ adını verdiği bir sistem geliştirdi veya uygulamaya koydu. Bu sistem, her varil petrol için belirli bir ücret alınmasını öngörüyor.

Haberin detaylarına göre, Hürmüz Boğazı’ndan geçen her petrol varili için örneğin bir dolar gibi bir geçiş ücreti belirlenecek. Tankerlerin kapasitesi göz önüne alındığında, bu ücretler önemli miktarlara ulaşabilir. Küçük tankerlerin kapasitesi 100 bin varil iken, süper tankerlerin kapasitesi 3 milyon varile kadar çıkabiliyor.

Geçiş sürecinde, gemi operatörlerinin veya sahiplerinin, bir aracının kanalıyla geçiş talebinde bulunmaları gerektiği ifade ediliyor. Bu talep sonrasında, ülkelerin veya şirketlerin İran ile olan ilişkilerine göre bir sınıflandırma sistemi devreye giriyor. İlişki düzeyine göre (1’den 5’e kadar) farklı kategorilere ayrılıyorlar.

Bu sistemde, bazı güzergâhların, düşman olarak kabul edilen ülkelerle bağlantılı olanların geçiş izni almadığı, diğerlerinin ise ilişki düzeyine bağlı olarak farklı geçiş ücretleri ödediği belirtiliyor. Mesafe veya gerilim düzeyi arttıkça maliyetin de yükseldiği vurgulanıyor.

Ödeme yöntemleri de dikkat çekici bir unsur olarak öne çıkıyor. İddialara göre, İran, ödemelerin dolar yerine Çin yuanı veya stablecoin’ler aracılığıyla yapılmasını tercih ediyor. Bu yöntemle, dolar bazlı finansal sistemin devre dışı bırakılması ve işlemlerin ABD tarafından izlenme olasılığının azaltılması hedefleniyor.

Modelin sayısal boyutu da önemli. Normal koşullarda günde yaklaşık 30 ila 40 tanker Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Her tankerin ortalama kapasitesinin 1 milyon varil olduğu varsayıldığında, sadece 1 dolarlık geçiş ücreti bile günlük on milyonlarca dolarlık bir gelir elde edilmesine yol açabilir. Ücret oranlarının artırılması veya farklı katsayıların uygulanması durumunda bu rakamın daha da büyümesi muhtemel.

Sonuç olarak, tanımlanan bu modelin, stratejik bir geçiş noktasının kontrolünü siyasi ilişkileri düzenleme, baskı uygulama ve gelir elde etme aracı olarak kullanan hibrit bir jeopolitik-ekonomik model olduğu belirtiliyor. Bu tür iddiaların bağımsız ve titiz bir değerlendirmeye ihtiyaç duyduğu, ancak gerçekleşmeleri durumunda enerji piyasası ve bölgesel güvenlik düzeni üzerinde önemli etkiler yaratabileceği ifade ediliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu