30 Eylül Irak’ta yeni bir sürecin başlangıcı mı?

30 Eylül, Irak’taki devlet dışı silahlı grupların tasfiyesi için kesin tarih olmaktan çıkıp Bağdat yönetimi açısından yeni bir sürecin başlangıcına dönüşüyor.

Irak açısından 30 Eylül, başlangıçta önemli bir dönüm noktası olarak görülüyordu. Bu tarihte ABD askeri unsurlarının ülkeden çekilmesi, devlet dışı silahlı grupların ise silahlarını bırakarak Irak’ın resmi güvenlik yapılanmasına katılması bekleniyordu. Ancak tarih yaklaştıkça bu beklentilerin kesinleşmiş bir plan olmaktan çok iyi niyetli bir hedef niteliği taşıdığı ortaya çıktı.

ABD güçlerinin 30 Eylül’de Irak’tan çekilmesi öngörülürken, silahlı grupların aynı tarihe kadar silah bırakıp bırakmayacağı belirsizliğini koruyor. Başbakan Ali ez-Zeydi hükümeti de 30 Eylül’ün silahsızlanma için son tarih olmadığını, sürecin bu tarihte başlayacağını açıkladı. Böylece Bağdat yönetimi, karşı karşıya bulunduğu güçlüğü kabul ederken takvimi de yeniden yorumladı.

Başbakan ez-Zeydi daha sonra silah bırakma sürecinin tamamlanması için son tarihin Haziran 2027’ye uzatıldığını duyurdu. İran’la yakın ilişkileri bulunan milis grupların bu süre içinde silahlarını teslim etmesi ve ardından Irak’ın resmi askeri yapısına dahil edilmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca ilk 90 günlük dönemde bu grupların ABD güçlerine yönelik saldırı düzenlememesi, Washington’ın da söz konusu yapılara karşı askeri operasyon gerçekleştirmemesi konusunda bir çerçeve ortaya koydu.

Bağdat’ın karşı karşıya olduğu güçlükler

Bu açıklamalar, hükümetin silahlı grupları kısa vadede silah bırakmaya ikna edememesiyle oluşan siyasi baskıyı hafifletme çabası olarak değerlendiriliyor. Ilımlı çizgisi ve ABD’ye yakınlığıyla bilinen Ali ez-Zeydi, devlet dışı güçleri merkezi otoritenin denetimine alma konusunda Washington’ın baskısıyla da karşı karşıya.

ABD, Haziran 2026’da Irak hükümetinden devlet kurumlarının kontrolü dışındaki silahların resmi makamların denetimine alınmasını ve milis yapıların tasfiye edilmesini istemişti. Washington, bu adımların belirli bir takvim içinde yürütülmesini de talep etti. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından İran’a yakın Iraklı milislerin silahsızlandırılması ve merkezi hükümet dışındaki hareket alanlarının daraltılması, hem ABD’nin hem de Bağdat yönetiminin öncelikleri arasına girdi. Ancak bu hedefin hayata geçirilmesi, siyasi açıklamalarla sınırlı kalmayacak kadar karmaşık görünüyor.

Irak’ta resmi silahlı kuvvetlerin dışında farklı toplumsal ve siyasi yapılara dayanan silahlı gruplar bulunuyor. Bunların en etkili bölümünü, İran’la yakın bağlara sahip Şii milisler oluşturuyor. DEAŞ’ın Musul’u ele geçirmesinin ardından Irak ordusunun yetersiz kalması üzerine, Ayetullah Ali es-Sistani’nin çağrısıyla Şii gönüllülerden oluşan Haşdi Şabi kuruldu. Zaman içinde bu yapı, İran Devrim Muhafızları ve İranlı generallerle yakın ilişkiler geliştirdi.

Haşdi Şabi Irak hukukunda meşru bir yapı olarak kabul ediliyor ve mensupları devlet bütçesinden maaş alıyor. Bununla birlikte İran’a yakın bazı Şii milisler, resmi güvenlik güçlerinden bağımsız hareket etmeyi sürdürüyor. ABD, İranlı yetkililerin Irak yönetiminin bilgisi dışında bu yapılarla temas kurmasını istemezken, Irak hükümeti de yabancı devletlerle kurulan ilişkileri sınırlandırmaya çalışıyor.

Son dönemdeki gelişmeler, milis gruplarının silah bırakma konusunda isteksiz davrandığını gösteriyor. Bu gruplar, ez-Zeydi hükümetini oluşturan bazı Şii koalisyon ortaklarından da destek alıyor. ABD ile İran arasındaki rekabetin bölgesel düzeyde devam etmesi ve İran’ın etkisini koruması, Iraklı Şii milislerin merkezi hükümetin çağrılarına mesafeli yaklaşmasına neden oluyor.

Sorun yalnızca Şii milislerle sınırlı değil. Sünni bölgelerdeki bazı silahlı yapılar, Sincar’daki Ezidi güçleri ve Kürt Peşmerge birlikleri de Irak’taki çok katmanlı güvenlik tablosunun parçaları arasında yer alıyor. Bu grupların kendi öncelikleri doğrultusunda komşu ülkelerdeki aktörlere destek vermesi, Bağdat’ın dış ilişkilerini de doğrudan etkiliyor.

Şii milislerin Suriye’de Beşşar Esed yönetimine verdiği destek ve Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki bazı Şii aşiretlerle kurulan ilişkiler, bölgesel istikrarsızlığı artıran unsurlar arasında gösteriliyor. Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığı da uzun süredir Türkiye-Irak ilişkilerinin temel güvenlik sorunlarından biri olmayı sürdürüyor. Örgütün silahlı faaliyetlerini sona erdirmeye yönelik adımlar olumlu değerlendirilse de oluşturduğu güvenlik tehdidinin tamamen ortadan kalktığı söylenemiyor.

30 Eylül yeni bir başlangıç olabilir mi?

Bu şartlar altında 30 Eylül Irak’ta yeni bir sürecin başlangıcı mı sorusu, silahlı grupların aynı gün içinde tamamen tasfiye edilip edilmeyeceğinden daha geniş bir çerçevede ele alınıyor. Bağdat yönetiminin önceliği, mevcut gerilimleri daha büyük bir çatışmaya dönüşmeden yönetmek ve silahlı yapıların devlet denetimine alınması için uygulanabilir bir geçiş modeli oluşturmak.

Yeni yaklaşımda grupların bir anda silah bırakması yerine, silahların devlet kontrolüne geçirilmesi ve milis mensuplarının resmi güvenlik sistemi içindeki konumlarının belirlenmesi öne çıkıyor. Ez-Zeydi hükümetinin son açıklamaları, bağımsız askeri faaliyetlerin sona erdirilmesi ve ağır silahların devlet denetimine alınması karşılığında, bu yapılarda yer alan kişilerin geleceğini düzenleyecek hukuki bir mekanizma kurulabileceğine işaret ediyor.

Uzmanlara göre “silah bırakma” yerine “devlete entegrasyon” ifadesinin kullanılması, milis gruplarının süreci bir yenilgi olarak algılamasını önleyebilir ve uzlaşma için daha kabul edilebilir bir zemin oluşturabilir. Bu nedenle Washington’ın Irak’ın siyasi gerçeklerini ve Bağdat yönetiminin karşı karşıya bulunduğu sınırlamaları dikkate alması önem taşıyor.

ABD askeri varlığının ve DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyonun sona ermesi, Irak ve çevresindeki güvenlik dengelerinde yeni bir döneme işaret ediyor. Bu değişim, Türkiye’nin bölgede üstlenebileceği rollerin ve artan etkisinin de daha fazla gündeme gelmesine neden oluyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu