Terörsüz Türkiye: Değişen Bölgesel Dengeler
Terörsüz Türkiye süreci, PKK’nın dış destek alanının daraldığı yeni bölgesel dengeler ve Ankara’nın diplomatik, istihbarî hamleleri çerçevesinde şekilleniyor.
Dr. Yunus Şahbaz / Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi
Türkiye’nin PKK ile mücadelesi yaklaşık 45 yıllık bir geçmişe sahip. Her ne kadar mücadele doğrudan bir terör örgütüne karşı yürütülse de PKK’nın varlığını sürdürmesi, bölgesel gelişmelerden ve küresel güç mücadelelerinden bağımsız değerlendirilemez. Örgüt, farklı dönemlerde Suriye, Rusya, İran ve ABD ile kurduğu ilişkiler üzerinden değişen şartlara uyum sağlamaya çalıştı. Bölgesel dengeler her değiştiğinde yeni bir alan arayan PKK, buna rağmen Türkiye’ye yönelik saldırılarını sürdürdü.
Türkiye, bu uzun mücadele döneminde çeşitli diyalog ve açılım girişimlerini de gündeme getirdi. Turgut Özal’ın 1990’ların başında izlediği çok yönlü dış politika çerçevesinde örgütle yürütülen temaslarda belirli bir mesafe alındığı daha sonra anlaşıldı. Ancak Özal’ın vefatının ardından süreç ilerleyemedi ve PKK saldırılarına yeniden başladı. Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde istihbarat kanalları üzerinden sürdürülen temasların yanı sıra 2013-2015 yılları arasında yeni bir açılım süreci yürütüldü. FETÖ’nün manipülasyonları ve aynı dönemde Ortadoğu’da değişen şartlar, bu girişimin sonuçsuz kalmasında etkili oldu.
Uluslararası dinamiklerin belirleyici rolü
PKK’nın ortaya çıkışı, varlığını devam ettirmesi ve önceki çözüm girişimlerinin kesintiye uğramasında uluslararası gelişmeler önemli bir rol oynadı. Bu tür örgütlerin dış destek olmadan uzun süre ayakta kalması güçtür. Dış desteğin sürdürülmesi ise örgütün farklı dönemlerde değişen aktörlere ve koşullara göre yeni ilişkiler geliştirmesini gerektirir. Aynı bağımlılık, örgüt üzerinden yürütülmek istenen dış müdahale ve yönlendirmeler için de uygun bir zemin oluşturur. Terörsüz Türkiye sürecinin başlangıcından itibaren “Terörsüz Bölge” anlayışıyla birlikte ele alınması, bu zemini ortadan kaldırma hedefi taşıyan bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.
Dünyadaki çatışma çözümü örnekleri, kalıcı sonuçlara ulaşılmasında iç dinamikler kadar dış koşulların da etkili olduğunu gösteriyor. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle dış desteklerini kaybeden Guatemala ve Kuzey İrlanda gibi örneklerde çözüm iradesinin oluşmasında uluslararası ortam belirleyici oldu. PKK’nın da Soğuk Savaş sonrasında etkisini yitirmesi beklenebilirdi. Ancak Ortadoğu’daki farklı aktörlerin varlığı ve Türkiye’nin bazı komşularının dönem dönem örgüte sağladığı koruma, PKK’nın faaliyetlerini sürdürmesine imkân verdi.
Bu durum, siyaset bilimci Theda Skocpol’un devletlerin ve toplumsal dönüşümlerin açıklanmasında uluslararası bağlama verdiği önemi hatırlatıyor. Skocpol, devrim ve dönüşümlerin yalnızca toplumların iç dinamikleriyle açıklanamayacağını; devletlerin içinde bulunduğu uluslararası sistemin ve tarihsel koşulların da süreçlerin yönünü belirlediğini savunuyor. Barrington Moore’un sınıf mücadeleleri, tarımın ticarileşmesi ve köylülüğün tasfiyesi gibi unsurlara odaklanan yaklaşımından farklı olarak Skocpol, devletin görece özerkliğini ve uluslararası ortamın etkisini analizinin merkezine yerleştiriyor.
Aynı çerçeve çatışma çözümü süreçlerine de uygulanabilir. PKK’nın kuruluşu, varlığını sürdürmesi ve herhangi bir siyasi kazanım elde etmeden fesih ve silah bırakma yönünde adım atması, bölgesel gelişmelerle yakından bağlantılı süreçlerdir. 2013-2015 dönemindeki girişimin başarısızlığa uğramasında da örgütün Suriye’de oluşan şartların kendisine yeni bir hareket alanı sağlayacağı düşüncesi etkili oldu. PKK, bu beklentiyle Türkiye’deki süreci sona erdirdi ve çatışmalar yeniden başladı.
Değişen bölgesel denklemler
Son iki yılda yaşanan gelişmeler, bölgesel şartların Terörsüz Türkiye sürecindeki belirleyici etkisini koruduğunu gösteriyor. Türkiye’nin sahada ve diplomasi masasında yürüttüğü çalışmaların ardından Suriye’nin iki yıl öncesine kıyasla farklı bir noktaya geldiği değerlendiriliyor. Suriye’nin kuzeyindeki YPG/PYD unsurlarına ilişkin gelişmeler ile Ankara ve Şam arasındaki ilişkilerin ve iş birliğinin güçlenmesi, bu yeni tablonun öne çıkan unsurları arasında bulunuyor.
Yeni bölgesel denklemi yalnızca Suriye üzerinden okumak da yeterli değil. 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı, Moskova’nın dikkatini ve kaynaklarını Ortadoğu’dan kendi sınırlarına yöneltti. İsrail’in ise bölgede rakip gördüğü aktörlere karşı yürüttüğü operasyonlarla konumunu güçlendirmeye çalıştığı görülüyor. Hamas ve İran’a yönelik saldırılarında kesin bir sonuç elde edememiş olsa da İsrail’in İran’ın bölgesel nüfuzunu zayıflatma yönünde ilerleme kaydettiği değerlendiriliyor.
Daha geniş bir perspektiften bakıldığında bütün bu gelişmeler, Ortadoğu’daki güç dengelerinin yeniden şekillendiğine işaret ediyor. Anadolu, İran havzası ve Levant’ta aynı anda güçlü aktörlerin ortaya çıkması tarih boyunca bölgesel gerilimleri artırdı. Bugün de İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve Türkiye’nin Suriye’de artan etkisini güvenlik tehdidi olarak görmesi, bölgedeki rekabetin yeni boyutlarını ortaya koyuyor. Bu şartlar altında Türkiye’nin kendi güvenlik önceliklerini öne çıkarması, mevcut jeopolitik ortamın doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir.
Terörsüz Türkiye hedefi de bu koşullar içinde gündeme geldi. PKK açısından yeni bölgesel tablo, geçmişte yararlandığı dış desteğin ve hareket alanının daralması anlamına geliyordu. Örgütün önünde, değişen dengeler içinde yeni bir konum aramak ya da Türkiye’nin başlattığı sürece uyum sağlamak gibi seçenekler bulunuyordu. Önceki deneyimler ise başka devletlerin vekil gücü olarak Türkiye’ye karşı kullanılan PKK’nın sonunda yalnız bırakıldığını gösterdi. Türkiye’nin NATO üyeliği, askeri kapasitesi, diplomatik kanalları ve sahadaki kararlılığı, örgütün bölgesel hesaplarını sınırlayan unsurlar arasında yer aldı.
İnisiyatif Türkiye’nin elinde
Türkiye, bölgesel şartları doğru okuyarak PKK’nın fesih ve silah bırakma yönünde irade ortaya koyduğu sürecin önünü açtı. Skocpol’un devlet yaklaşımında olduğu gibi devletler yalnızca belirli toplumsal grupların aracı değil, kendi çıkarları ve kurumsal kapasitesi bulunan bağımsız aktörlerdir. Bu aktörlerin hareket alanı, uluslararası sistem ve jeopolitik koşullarla birlikte şekillenir.
Terörsüz Türkiye süreci de böyle bir denklem üzerinde ilerliyor. Bölgesel ve küresel gelişmelerin zamanında değerlendirilmesi, istihbarat ve diplomasi alanlarında yürütülen temaslar ile Türkiye’nin daha aktif dış politika çizgisi sürecin temel unsurlarını oluşturuyor. Savunma teknolojilerindeki ilerleme ve insansız hava araçlarının terörle mücadelede sağladığı caydırıcılık da Ankara’nın sahadaki konumunu güçlendiriyor. PKK’nın siyasi bir kazanım elde etmeden sürece dâhil olmasının arkasında, değişen şartlarla birlikte Türkiye’nin artan kapasitesi ve kararlılığı bulunuyor. Bu nedenle mevcut konjonktürde zamanın Türkiye lehine işlediği söylenebilir.




