Toplumsal Sorunların Çözümünde İslamileşme Süreci

Toplumsal sorunların çözümünde İslamileşme sürecinin önemi ve toplumsal mutabakatın rolü ele alınıyor.

Toplumun köklü düşüncelerini değiştirmeye yönelik yapılan açılımlar, uygulama aşamasında çeşitli riskler barındırmakta ve bu risklerin doğal bir sonucu olarak bazı olumsuz durumlar ortaya çıkabilmektedir. Genel olarak bu açılımlar iyi niyetle başlasa da, sonuçlarıyla ilgili karmaşık sorular zihinlerde yer etmektedir. Bu süreçte toplumsal mutabakatın önemi daha belirgin hale gelmektedir.

Öncelikle toplumsal mutabakatın eksikliğine yol açan toplumsal çözülme nedenleri üzerinde durmak gerekmektedir. Toplumsal çözülme, bireylerin ve grupların ortak davranış, gelenek ve sosyal kurallardan uzaklaşarak sosyal dengeyi bozması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu tür bir çözülme durumunda toplumsal bütünlük sağlanamaz ve toplum olumsuz bir değişim sürecine girmiş demektir. Sosyolojinin temel konularından biri olan toplumsal çözülme, çeşitli etkenlerden etkilenmektedir.

Bireyler arası çözülmeler

Gruplar arası çözülmeler

Birey ve grup arasındaki çözülmeler

Kurumlar arası çözülmeler

Birey ve grupların kurumlar arasında yaşadığı çözülmeler

Bireylerden kaynaklanan çözülmeler, bireylerin toplum içindeki sorumluluklarını yerine getirmemesi ve sosyal kurallara uymakta ısrar etmesiyle ortaya çıkmaktadır. Zamanla değişimlere ayak uyduramama durumu, bu çözülmeyi daha da derinleştirmektedir. Bireyleri egoizmden arındırıp sosyal düşünme ve kolektif bilinç geliştirmeleri için eğitmek, bu sorunun üstesinden gelmek için etkili bir yol olacaktır. Kolektif bilincin yaygınlaşması, aileden başlayarak doğal bir süreç gerektirmekte ve bu süreçte özel eğitim kurumlarının açılması da önemli bir katkı sağlayacaktır. Toplumun temel taşları olan bireylerin, toplumsal çözülme noktasında negatif bir değişimden pozitif bir değişime yönelmesi için erdem ve ideallerle donatılması gerekmektedir. Bu noktada inanç, bireyi çözüm unsuru haline getirebilir.

Bireylerden oluşan grupların ve cemaatlerin ortak hedeflere sahip olmaması durumunda çözülme kaçınılmazdır. Bu nedenle toplumda var olan tüm grupları bir araya getiren evrensel bir çerçeve oluşturulması gerekmektedir. İnsan odaklı bir anlayışla toplumsal bütünlük sağlanabilir. Bu bağlamda, toplumda etki sahibi olan grupların, marjinal yaklaşımlardan uzaklaşarak insanı önceleyen bir bakış açısı benimsemesi büyük önem taşımaktadır. Örneğin, bir grup kendisine yapılan haksızlığa karşı çıkarken, diğer gruplara yapılan haksızlıklara da ses çıkarmalıdır. Bu tür bir yaklaşım, toplumsal çözülmeleri toplumsal bütünleşmeye dönüştürebilir. Aksi takdirde, toplumsal bütünleşmeden uzaklaşılarak çözülmelere doğru gidilecektir. Zulme karşı durmak, evrensel bir değer olup, sadece kendi haksızlığına karşı çıkıp diğerlerine sessiz kalmak erdemsizlik, marjinallik ve bencilliktir.

Bireyler, toplum içinde aynı anda farklı gruplara ve sınıflara dahil olabilirler. Bu gruplar, bireylerin değişim sürecinde önemli bir rol oynamakta ve kişisel alışkanlıklardan toplumsal davranış biçimlerine kadar birçok kuralı içermektedir. Zamanla birey, bağlı olduğu grubun yetersiz olduğunu düşünebilir ve grup da bireyin uyumsuzluğunu fark ederek onu dışlayabilir. Bu durumda birey ve grup arasında çözülme süreci başlamış demektir. Bireyin grup ile sorun yaşamasının temelinde bilgi seviyelerinin düşüklüğü yatmaktadır. Bilgi dengesizliği, bireyi ve grubu karşı karşıya getirebilir. Bu sorunun çözümü, bireylerin ve grupların bilgi seviyelerinin eşitlenmesi ile mümkündür.

Toplumsal düzenin sağlanmasında önemli bir rol oynayan kurumlar, bireylerin ve grupların ihtiyaçları ile değişen koşullar karşısında çatışma durumuna girebilir. Düşük gelir seviyesine sahip bireylerin, gelirleri yükseldiğinde davranış biçimleri değişebilir ve kurallara yaklaşım tarzları olumsuz bir hal alabilir. Bu tür çözülmeler, birey ve grubun kurumlara bakış açılarından kaynaklanmaktadır. Gelir dengesizliği, bu çözülmenin temel nedenidir ve çözümü, adaletli bir gelir dağılımı ile sağlanabilir. Her bireyin ve grubun emeğinin karşılığını alması, insanların haksız kazanç elde etmemesi gereken bir ekonomik anlayışla bu çözülmelerin önüne geçilebilir. Adaletin sağlandığı bir ekonomik sistem, insan fıtratına uygun bir yönetim anlayışı gerektirir.

Toplumda uyum ve uzlaşının sistematik bir biçimi olan kurumlar, zamanın getirdiği yeniliklere ayak uydurmadığında çözülme sürecine girebilir. Bir grup veya sınıfı önceleyen hukuk sistemine dayalı kurumlar, toplumun bilinç seviyesinin yükselmesiyle birlikte tıkanabilir. Bu kurumlar, toplumun yeni bilinç seviyesine uygun çözümler üretmeye çalışsa da çıkış yolu bulmaları zorlaşır. Dolayısıyla çözülmelerin önünü almak da güçleşmektedir. Kurumlar arası çözülmeyi ortadan kaldırmanın en etkili yolu, tüm zaman ve mekânlara hitap eden bir hukuk sisteminin uygulanmasıdır. Değişen koşullara uygun çözümler üretebilen, bireylerin ve toplumun ihtiyaçlarını karşılayan bir hukuk sistemi, toplumsal bütünleşmeyi sağlayabilir. Bireylerin ekonomik gelirleri veya sosyal sınıflarına göre değil, haklılık ve haksızlıklarına göre değerlendirildiği bir adalet sistemi, kurumsal çözülmeleri ortadan kaldırır.

Toplum içindeki birey ve grupları bir bütün haline getirmek, çözülmeleri önlemek için sadece maddi unsurlara değil, manevi unsurlara da bir bütünlük sağlamak gerekmektedir. Ruh, akıl, kalp ve vicdan taşıyan birey, manevi olarak uyum sağladığı birey, grup ve kurumlarla bütünleşmek için çaba gösterecektir. Aksi takdirde çatışma için birçok sebep ortaya çıkacaktır. Toplumun kültürel ve ekonomik olarak gelişimi, bu uyum ile doğrudan ilişkilidir. Toplumsal birliktelik farklı şekillerde tezahür etse de, sonuçta toplumun olumlu yönde değişimine katkı sağlar.

Sonuç olarak, toplumsal çözülmeyi engellemek, kolektif düşünme yeteneğine sahip, bilgi ve kültür seviyesi yüksek, adaletli bir gelir dağılımına sahip, insanı merkeze alan bir hukuk sisteminin uygulandığı bir toplumda bireylerin sayısının artması ile mümkündür. Kolektif düşüncenin yaygınlaşması için özel eğitim kurumları açılmalı, bilgi ve kültür seviyesinin yükselmesi için sivil kütüphaneler kurulmalı, genel okuma kampanyaları düzenlenmeli, adaletli bir gelir dağılımı için bireylerin manevi açıdan donatılması sağlanmalı ve insanı önceleyen hukuk sisteminin uygulanması için tevhide dayalı anlayışın toplum geneline yayılması gerekmektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu