Yemen’deki Suudi-Amerikan Ortaklığı ve Emperyalist Saldırılar
Yemen, Suudi Arabistan öncülüğündeki saldırganlık ve kuşatma politikalarıyla karşı karşıya. Emperyalist projelerin etkileri gözler önüne seriliyor.
Yemen, uzun yıllardır Suudi Arabistan’ın öncülüğünde süregelen saldırganlık ve kuşatma politikalarına maruz kalmaktadır. Bu süreç, Suudi–Amerikan–Siyonist bir proje çerçevesinde yürütüldüğü iddia edilmektedir. Riyad, bu saldırıları paralı askerler, mezhepçi söylemler ve satın alınan sadakatler aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Yemen’in parçalanması ve özellikle Hadramut, Mehra ve Arap Denizi kıyılarının kontrol altına alınması hedeflenmektedir.
Yapılan araştırmalar, Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik düşmanca tutumunun tarihsel ve siyasi sürekliliğini gözler önüne sermektedir. Ulusal liderlerin suikastlerle ortadan kaldırılması, savaşlar ve ekonomik krizlerin Yemen’i Krallık çıkarlarına bağımlı hale getirilmesi, Riyad’ın vesayet ve hegemonya politikalarının bir yansımasıdır. Suudi Arabistan’ın tekfirci Vahhabi unsurlar üzerinden yürüttüğü sahte “milliyetçilik” söylemi de bu bağlamda ikiyüzlülüğü açığa çıkarmaktadır.
Bu bağlamda, Suudi tekfirci bir figür, paralı askerlere “milliyetçilik” dersleri vermekte ve “Bu sizin vatanınız; savunmazsanız kaybedersiniz” diyerek onları kışkırtmaktadır. Ancak bu kişi, saldırıları gerçekleştiren devletin bir mensubudur. Bu durum, çelişkilerin ve ikiyüzlülüğün zirveye çıktığını göstermektedir.
Söz konusu figür, mezhepçi bir dili istismar ederek, tarihsel göndermelerle paralı askerleri kışkırtmaya çalışmakta ve savaş suçlarını meşrulaştırmaya yönelik çabalar sergilemektedir. Ancak burada sorulması gereken temel soru, bu paralı askerlerin kime karşı “savunma” yaptıklarıdır. İşgal altındaki vatanlarını mı koruyorlar, yoksa topraklarını savunanlara mı karşı savaşıyorlar?
Bu durum, saldırganın savunma yapması ve işgalcinin milliyetçilik taslaması gibi tersine bir mantıkla karşımıza çıkmaktadır. Suudi Arabistan, saldırgan ve işgalci bir tutum sergilemekte; kuşatmayı ve yıkımı yöneten merkez olmaktadır. Tüm bunlara rağmen, Yemen’i hedef alan bu tekfirci figür, saldırıya uğrayan ülkenin evlatlarına “milliyetçilik” dersi vermeye çalışmaktadır.
Yemen, topraklarına savaş açan bir yabancı tarafından getirilen tekfirci unsurların “sadakat ve milliyetçilik belgeleri” dağıtıldığı bir utanç manzarasıyla karşı karşıyadır. Paralı askerlerin Suudi güçleriyle birlikte Yemen topraklarında bulunması, ihanetin ta kendisidir. Ancak bu küstah figür, vatanseverlik dersi vermeye cüret etmektedir.
Bu kişi, karşısındaki paralı askerlerin, onun bu cüreti göstermesine olanak tanıyanların başında geldiğini fark edememektedir. Asıl suçlu, Yemen’i kuşatan, halkını öldüren ve kaynaklarını tahrip eden Suudi yönetimidir. Bu durum, Suudi tutumunun gerçekliğini gözler önüne sermektedir.
Gazze’de Siyonist rejimin gerçekleştirdiği soykırım devam ederken, bu psikolojik olarak çökmüş tekfirci, ABD’nin Sana’yı da Gazze gibi bombalamasını temenni etmektedir. Gazze’de 25 bin çocuğun katledilmesi, Vahhabi nefreti ile Yemen halkına karşı ulaşan düşmanlığın boyutlarını göstermektedir.
Burada “Suudi” ifadesi, Âl Suud rejimini ifade etmektedir; Arap Yarımadası’nın özgür halkları ve kabileleri bu bağlamda kastedilmemektedir. Bu rejimin Yemen’e karşı beslediği kin, Yemenlilerin onurlu duruşu ve ABD ile Siyonist düşmana karşı gösterdikleri direnişle daha da derinleşmiştir.
Günümüzde Riyad, Yemen karşısında küçüldükçe nefreti artmakta; bu nefret patolojik bir boyut kazanmaktadır. Bu nefret, Yemen’i işgal edecek kapsamlı bir ABD müdahalesi çağrılarına kadar uzanmaktadır. “Kurtarma” söylemi, onuru, izzeti ve insaniliği hedef almaktadır.
Bazı gözlemciler, saldırgan ortakların bu denli açığa çıkmasını beklemiyordu. Suudi medyasının, ortakları BAE’nin suçlarını ifşa eden platformlara dönüşmesi, bazı çevrelerce bir oyun olarak değerlendirilebilir. Ancak gerçek oldukça basittir: Hırsızlar ve katiller anlaşmazlığa düştüğünde, suçları gün yüzüne çıkar.
Riyad, ortağı BAE’nin suçlarını kullanarak Yemen’deki kanı aklamaya çalışmakta ve kendisini “barışçı komşu” olarak sunmaktadır. Bu, açık bir aldatmacadır. BAE, Suudi suçunun bir yüzüdür ve rolü tamamlayıcıdır. Saldırı koalisyonunun lideri Suudi Arabistan, BAE ise uygulayıcı bir ortak konumundadır.
Bu nedenle Suudi rejimi, Yemenlilerin suçlarını unuttuğunu düşünüyorsa yanılmaktadır. Bu suçlar yalnızca son on yılın değil, bu rejimin kuruluşundan bu yana Yemen’e karşı sürdürdüğü düşmanlığın bir sonucudur.




