Kudüs Günü: Filistin’in Mücadelesinin Sembolik Anlamı

Kudüs Günü, Filistin halkının direnişini ve adalet arayışını simgeliyor.

Filistin halkı, dünya genelinde en fazla zulme ve katliama maruz kalan gruplardan biridir. Yıllardır işgal altında yaşayan bu halk, emperyalist güçlere karşı direnmeye devam etmektedir. Filistinlilerin toprakları işgal edilmiş, evlerinden sürülmüş ve sahip oldukları her şey ellerinden alınmıştır. Dört nesil boyunca süren bu katliamlar karşısında, Filistin halkı asla teslim olmamıştır.

Allah, Filistin topraklarını ve davasını, küresel bir imtihan aracı olarak belirlemiştir. Bu durum, hak ile batıl arasındaki ayrışmayı ve tarafların netleşmesini sağlamak amacı taşımaktadır. Filistin toprakları ve Mescid-i Aksa, birçok peygamberin ve üç büyük dinin merkezi konumundadır. Bu nedenle, Kudüs uluslararası bir öneme sahiptir ve her inanan bireyi ilgilendiren bir meseledir.

Kudüs Günü, bu küresel imtihanı ortaya koymak amacıyla varlık göstermektedir. Bu gün, sıradan bir gün olmanın ötesinde, bir düşüncenin rengini belirleyen ve bir yıl boyunca sürecek mücadelenin yönünü tayin eden bir gündür. Tüm dünya halkları için hak ve batıl arasındaki çizgi henüz tam olarak belirlenmemiştir. Direniş cephesi her zaman sahnede yer alırken, batıl cephesindeki zalimlerin ve münafıkların safları henüz netleşmemiştir.

Kur’an-ı Kerim’de belirtildiği gibi, “İnananlarla bir araya geldiklerinde inandık derler; yalnız kaldıklarında ise, biz sizinleyiz, sadece alay ediyoruz” (Bakara/14). Bazı kişiler, yüzlerindeki nifak perdesini korumaktadır. Kendi halklarından korktukları için bu durumu sürdürmektedirler. Batıl cephesi ile kurulan ittifaklar, antlaşmalar ve birlikler, bu kişilerin zahirde hak ve direniş cephesinde olduklarını söylemelerine neden olmaktadır. Ancak fiili olarak batıl cephesinin yanındadırlar.

Kudüs Günü, bu nedenlerle bir sembol ve simge haline gelmiştir. Mazlumların ve mustazafların haklarını savunmak, zulme, işgale ve katliama karşı durmak, ırkı, inancı veya milliyeti ne olursa olsun insan onurunu savunmak amacı taşımaktadır. Batılı güçlere seslenmek gerekirse, sizler sözde küresel değerleri savunuyorsunuz. Her insanın yaşama hakkı olduğunu savunuyorsunuz; peki, Filistinlilerin yaşama hakkı nerede? Her bireyin hak ve özgürlüklere sahip olması gerektiğini söylüyorsunuz; Gazze’deki insanların hakları nerede? Herkes için barış ve güvenlik gerektiğini savunuyorsunuz; Gazze’de neden bu yok? Adaletin tüm insanlık için gerekli olduğunu ifade ediyorsunuz; Filistin ve Gazze halkı için adalet nerede?

Bu değerleri korumak ve yaşatmak, tüm insanlığın görevidir. Ancak emperyal güçler, bu değerleri sadece sözde savunmakta, pratikte ise tam tersini yapmaktadırlar. Ey batılı beşeri sistemler! Toplumlar bu küresel değerler için ayağa kalktığında yapacak hiçbir şeyiniz kalmayacak. Ne yaparsanız yapın, ne yasalar çıkarırsanız çıkarın, insanların uyanışını engelleyemezsiniz. İnsanların vicdanları uyanıyor ve medyadaki dezenformasyon girişimleri gerçekleri gizlemeye yetmeyecektir. Geçici olarak hakkın üstüne perde çekebilirsiniz ama gerçekleri ve hakikati yok edemezsiniz. Direniş cephesi, hak olanın yanında durarak muzaffer olacaktır.

Vesselam Aleykum.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu